Amy Winehouse, 27 Ekim 2006'da ikinci albümü Back to Black'i yayımladığında, Londra'nın caz ve R&B kulüplerinde tanınan bir isimdi; albüm çıktıktan sonra dünyanın tamamı onu tanıdı. Billboard 200'de 2 numaraya kadar yükselen kayıt, aralarında "best new artist" dalının da bulunduğu beş Grammy kazandı. Şarkıcının 2011'de, henüz 27 yaşındayken hayatını kaybetmesi tek başına bir kariyeri yarıda bıraktı ve Back to Black'e yıllar geçtikçe derinleşen bir anlam yükledi. Albümün üç diskli, genişletilmiş yeni baskısı 23 Ekim'de Island'dan çıkıyor; içinde b-yüzleri, daha önce yayımlanmamış demolar ve 2007'de Amsterdam Paradiso'da verilen konserden canlı kayıtlar yer alıyor.
Albümün İngiltere'deki tutunuşu rakamlarla da görülebiliyor: Official Charts Company verilerine göre Back to Black, İngiliz liste tarihinin en büyük 15 albümü arasında 11. sırada bulunuyor ve bugüne kadar 4,6 milyonun üzerinde liste birimine ulaştı. 2024'te Apple Music'in tüm zamanların en iyi albümleri listesinde 8. sıraya yerleşmesi de mirasın hâlâ büyüdüğünü gösteriyor. 20. yıl baskısının albüme listelerde yeni bir ivme kazandırması bekleniyor.
Daptone'da kurulan ses
Winehouse'un 2003 tarihli ilk albümü Frank, İngiliz listelerinde 13 numaraya çıkmış, 2004 Mercury Prize kısa listesine girmiş ve "Stronger Than Me" ile ona bir Ivor Novello ödülü kazandırmıştı; şarkıcının ölümünden sonra, 2011'de albüm 3 numaraya kadar yükseldi. Ancak onun retro merakını tamamen çağdaş bir şeye dönüştüren albüm Back to Black oldu. The Ronettes, The Shangri-La's ve The Shirelles gibi 60'lar kız gruplarının hayranı olan Winehouse, o melodramı ve duvar gibi ses anlayışını kendi yaşanmışlığının, alaycı zekâsının ve yaralı samimiyetinin süzgecinden geçirdi.
"Wake Up Alone" üzerinde kuzey Londra'daki ev stüdyosunda çalışan yapımcı ve besteci Paul O'Duffy bu bağı şöyle anlatıyor: "Amy eski kız gruplarına ve onların şarkılarının genç aşkı her şeyi tüketen bir şey olarak yakalamasına bayılırdı: ya dünyanın en harika şeyiydi ya da tam bir yıkım, arada hiçbir şey yoktu. Bu tür müziğe çekiliyordu ama aynı zamanda bu, onun kim olduğunu ve gönül işlerine nasıl yaklaştığını da yansıtıyor gibiydi."
Albüm, Londra ve New York'taki stüdyolarda, başyapımcılar Mark Ronson ve Salaam Remi ile birlikte şekillendi. Island Records A&R'ı Darcus Beese'le beraber bu ikili, eski okul anlayışına sahip yapımcı, söz yazarı ve müzisyenlerden oluşan bir kadro kurdu; aralarında, Winehouse'un büyük etkilendiği soul ve funk şarkıcısı Sharon Jones'un eşlik grubu olan Brooklynli The Dap-Kings de vardı. Kayıtların önemli bölümü, tümüyle analog bir tesis olan Daptone Studios'ta yapıldı. Davul, nefeslilerin kabarıp patladığı düzenlemeler, yaylılar, parıldayan klavyeler ve groove ağırlıklı bas hatları; "Rehab", "You Know I'm No Good" ve albüme adını veren parça gibi bir dönemi tanımlayan şarkıların zeminini kurdu.
Albüm çıktığında Billboard için yazan Kerri Mason, Back to Black'i "en iyileriyle aynı masaya oturabilecek, müziğin en iyi erken rock anlarının sesine kurulmuş, saf ve acımasız bir ayrılık albümü" diye tanımlamış, Winehouse için de "tamamen yeni bir yaratık; hip-hop ile cazın, masumiyetin değil tecrübenin ürünü" demişti.