İBB DAVASINDA 45. GÜN: İMAMOĞLU'NDAN "TUTUKLULUK İNCELEMESİ" İSYANI
TÜRKİYE'DEN HABERLER
4 Haziran 2026 19:32

Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 68'i tutuklu 414 ismin yargılandığı İBB davasında 45. celse görüldü. Duruşmada, tutuklu iş insanı Hüseyin Köksal'ın avukatının savunması alındı. Ardından Ekrem İmamoğlu söz alarak tutukluluk incelemesinin her hafta yapılmamasına tepki gösterdi ve taleplerini sıraladı. Duruşma, Murat Kapki'nin muhasebecisi Sinan Sepetçi'nin savunmasıyla devam etti. Aranın ardından İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık savunmasını yaptı. İBB Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu'nun savunmasının ardından duruşma sona erdi.

CHP'nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu 414 kişinin yargılandığı İBB davasının 45. celsesi görüldü.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısındaki salonda yapılan duruşmaya, tutuklanmalarının ardından görevlerinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney ile eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu, İBB Başkanı Danışmanı ve MEDYA AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ongun, İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş ve İmamoğlu'nun avukatı Mehmet Pehlivan'ın da aralarında bulunduğu bazı tutuklu yargılananlar katıldı.

Bir kısım tutuksuz yargılananlar ile avukatların da geldiği duruşmada, CHP'li bazı milletvekilleri ile tutukluların yakınları izleyici olarak yer aldı. Duruşmaya oyuncu İlyas Salman da katıldı. Salman, Ekrem İmamoğlu'na Cem Karaca'nın "Akşam Erken İner Mapushaneye" şarkısını okudu.

Duruşma, tutuklu iş insanı Hüseyin Köksal'ın avukatının savunmasının alınması başladı. Duruşmaya ara verilirken Ekrem İmamoğlu gazetecilere dönerek, "Size minnet duyuyorum. Özgür basına çok ihtiyacımız var. Cumhuriyetin en büyük direği" dedi.

DURUŞMA SONA ERDİ
Duruşmada savunma yapan İBB Halkla İlişkiler Müdür Yardımcısı Mustafa Karaoğlu, 2002 yılından beri devlet memuru olarak görev yaptığını belirterek, şunları söyledi:

"Çalıştığım kurumlarda gerek meclis denetimleri gerek Sayıştay denetimleri ve İçişleri Bakanlığı mülkiye başmüfettiş denetimleri geçirdim. Bunların hiçbirinde herhangi bir suça rastlanmadı. Hiçbir şekilde yargılanmadım, adli veya idari soruşturma dahi geçirmedim ancak bugün burada sadece ihaleye fesat karıştırma iddiasıyla huzurunuzda yargılanmaktayım. Bunca yıl devlete ve milletime yasalara uygun bir şekilde hizmet ettim ve etmeye de devam ediyorum. Yaklaşık 13 aydır tutuklu olarak cezaevindeyim. Bu durum beni ve ailemi derinden üzmektedir. Bu buhrandan kaynaklı zor günler geçirmekteyim. Biz 5 kardeşiz, 4'ümüz devlet memuru. Şu anda cezaevinde olmak beni, eşimi ve ailemi derinden üzmektedir."

Kaçma şüphesinin olmadığını kaydeden Karaoğlu, hakkındaki iddialarla ilgili fiziki takip, tape gibi aleyhine hiçbir delil bulunmadığını söyledi.

Karaoğlu, "Memuriyet kariyerim ortadadır. Ailem zor durumdadır, eşimin sağlık sorunlarını dilekçelerimde bildirmiştim. Benim yerim cezaevi değildir. Öncelikle tahliyemi, aksi kanaat oluşuyorsa adli kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep ederim. Yapılacak yargılama sonunda da tüm atılı eylemlerden beraatımı saygılarımla talep ederim" ifadelerini kullandı.

Karaoğlu'nun savunmasının ardından duruşma sona erdi.

TALEPLERİNİ SIRALADI
Aranın ardından duruşma, Murat Kapki'nin muhasebecisi Sinan Sepetçi'nin savunmasıyla devam etti. Daha sonra Ekrem İmamoğlu, mahkeme heyetine taleplerini iletti. İşte o talepler:

"Sayın Başkan, Sayın Heyet, bugünkü duruşmayla aslında bu haftayı tamamlayacağız. 3 aydır bu salonda birbirimizin gözlerine bakıyoruz ve açıkçası siz bize, biz size; önümüzdeki kürsüye gelip kendini anlatmaya çalışan, ifade veren çok sayıda tutuklu sanık arkadaşımız soruşturma süreçlerine dair pek çok sıra dışı, gerçekten hukuk dışı olayları, yani "bu da mı yaşanır" diye düşündüğümüz birçok süreci yaşadık, üzüldük ve çok zor anlar geçiren arkadaşlarımız oldu. Bizler de o anları yaşayarak, aslında aynı psikolojiye büründüğümüzü hepimiz biliyoruz. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. Gerçekten apaçık bir zulüm ve zulmün getirdiği dramla, çok sayıda arkadaşımız yüzleşti ve yüzleşmeye devam ediyor. Dramın aynı zamanda mağduriyeti de en yüksek seviyeye taşıdığı bir gerçek. Ben sizin de heyetçe çok üst seviyede bir duyguyla bu sürece tanık olduğunuzu, hissettiğinizi düşünüyorum.

Sayın Başkan, elbette sizin burada prensiplerinizle ya da yargı kurallarına göre süreci yönetme tarzınız var. Elbette bize de buna saygı duymak düşer. Ancak bizim de fikirlerimiz var ve bizim de hukukçularımızdan aldığımız bilgiler ya da onların size aktardığı birtakım hususlar üzerinden taleplerimiz var. Ben hukukçu değilim. Buna da sizlerin saygı duymanız gerektiğini düşünüyorum. Zira burada 15 ayını doldurmuş ve ilk defa bugün, dün söz alan insanlar var. Tam 15 ay sonra ilk defa kendini ifade edebilen insanlar var. Ben, böyle bir yargılama sürecinin Türkiye tarihinde çok az olduğunu düşünüyorum. İçerik açısından handikaplarıyla belki de bu tarihte ilk olarak yaşandı ve yaşanıyor. Bu manada insanların, koymuş olduğunuz birtakım kurallara dair ciddi itirazları var; ben dahil.

"1 AYI 1 HAFTAYA İNDİREBİLİRSİNİZ"
Örneğin; 1 aylık tutukluluk inceleme kuralı koydunuz. Bu kuralı değiştirmek veya esnetmek de sizin uhdenizde. Yani "bu kuralı bu şekilde uygulayacağım" demek kadar değiştirmek ve esnetmek de sizin uhdenizde. Onun için 1 ayı 1 haftaya indirebilirsiniz. Anlık bile karar verebilirsiniz diye düşünüyorum. Ve bunu bir talep olarak da size iletiyorum, istirham ediyorum. Bakınız; dün, burada sağlık sorunu yaşadı diye hafife aldığımız belki arkadaşımız… "Aldığımız" diyorum; sizi kastetmiyorum… Arkadaşımızla ben, aylardır aynı hapishanede yan yana hukuk görüşü yapıyoruz ve o arkadaşımın, sayısını bile söylemekten ar edeceğim sayıda stenti olan, kalp operasyonu geçiren, hipertansiyonu olan bir insan olduğunu da biliyorum. Ve her defasında sağlığını soruyorum. Gün geçmiyor ki biz karşılaşmayalım. Ve burada yere yığıldığını yaşamak hepimize çok acı bir durum hissettirdi. O manada iki dudağınızın arasındaki bazı uygulamaların yapılmaması, artık başka hiç kimseye değil, direkt sizi ve sayın heyetinizi bağlar.

Bu ve birçok haklı talep, tabii ki 7-8 ay iddianame çıkana kadar iddia makamını ilgilendiriyordu. Tepeden tırnağa iddia makamına yönelik en vahşi, en üst seviyede delile dayanan ve birçok insanın şahitliğinde burada ifade edilen itirazlarımız var. Bunu siz de biliyorsunuz. Ve bazen burada dinlerken kendimi tutamadığım, belki yapmamam gereken haykırışları da yaptım. Bu, insani bir şey. Ama artık 7 ay bitmek üzere, şimdi siz yönetiyorsunuz Sayın Başkan, Sayın Heyet.

"7 AYDIR GÜNLER BİR TAKSİMETRE GİBİ SİZİN ÖNÜNÜZDE İŞLİYOR"
Daha önceki 7-8 ayda tek bir kişinin bile, bakınız tek bir kişinin bile tahliye edilmemiş olması da tarihi bir durumdur. Kasıtlıdır ve gerçekten acıdır. Çünkü, yani isminin bir yerde geçmediği insan mı desek, birçok aile ferdinin burada niçin tutulduğunu anlamamak mı desek, inanın bu çok can yakan bir husus. Ama artık 7 aydır sizin uhdenizde Sayın Başkan ve 7 aydır günler bir taksimetre gibi sizin önünüzde işliyor. Ve bu algının ne size ne Yüce Türk Yargısı'na ne bize hiçbir faydası yok ya. Bundan kim haz alabilir, bundan kim mutlu olabilir ben bilmiyorum. Ve böyle bir insan, böyle bir yaratık tanımlayamam yani. O manada sıfır tahliye yaşadık ve şimdi böyle bir süreç yaşarken, etrafımızda dönen olaylara da bakıyoruz ister istemez Sayın Başkan. Bir kısmıyla biz komşuluk da yapıyoruz. Yani "altın rafinerisi" deniyor; manşetler, gazeteler yazıyor, çiziyor. 800-900 yıl örgüt vesaire; insanlar serbest! İddianame çıkmadan serbest. Kalsın. Zaten tutuksuz yargılansın istiyoruz.

Malum TV kanalının sahipleri veya eski sahibinin yakınları vesaire serbest. Kalsınlar. Ve nasıl manşetler? Günlerce aylarca, büyük bir şey bulundu, yani büyük bir şey varmış gibi Sayın Başkan, sayın heyet. Adli kontrolle serbest bırakıldı bu insanlar. Sakın eleştirdiğimi düşünmeyin. Tutukluluk nedir, iyi biliyoruz. Yani emin olun, hiç kimsenin 1 gün bile yaşamasını istemem. Hele hele tutuklu yargılanma diye bir kavramın asla doğru olmadığını düşünüyorum. Peki iddianamemiz çıktı ve gerçekten 3 aydır da buradayız ve sizin huzurunuzda arkadaşlarım her gün çıkıyor ifade veriyor ve elimizin enteresan bir şekilde bütün bu olanlara rağmen çok sıkı olduğunu görüyoruz. Yani avukatlar pek çok isim verdi, yine veriyorlar, infazları tamamlanan 12-13 tane insan var aramızda diyorlar, ben hukukçu değilim Sayın Başkan, sayın heyet. İnfaz nedir onu da bilmiyorum, her terimi dönüp soruyorum, göz işaretiyle bu nedir diyorum. Ama 12-13 arkadaşımızın burada infazı tamamlanmış, ceza bile alsa bu 15 ay dahi fazla diye arkadaşlarımız var. Ve bu insanların serbest kalmamasının yani bir milletvekili diye mi, belediye başkanı diye mi veya başka bir şey mi diye ben anlayamıyorum, kavramlandıramıyorum Sayın Başkan, sayın heyet.

"DEVLETİN HAZİNESİNİ EMANET EDECEĞİM YÖNETİCİLER VAR BURADA"
Değerli Başkan, Allah aşkına, Allah aşkına ben açıklayamadım kendime. Iraz Bayrak, niye 1 ay daha yattı, ben açıklayamadım Sayın Başkan. Bakınız eleştiriyorum, içim yandığı için eleştiriyorum ve göz göze bakarak bir kavramla, bu nedir bilmem, açıklamak dahi istemem, isteyemem, istememi de doğru da bulmam ama hissettiğinizi hissediyorum. Orhan Erdoğan niye 1 ay daha tutuklu kaldı? Ben 1 gün bile burada bir insanın tutuklu kalmasına içim elvermiyor. Bakın buraya yığılan arkadaşımızı, yığılan arkadaşımızın burada durması ya da sürüklene sürüklene günlerce haftalarca buraya taşıdığımız bir başka arkadaşımızın geçen tutukluluk incelemede bırakılması. Bu insanlar, bakın buradaki hanımefendilerin her birisine ben bu devletin hazinesini emanet edeceğim yöneticiler var burada. Bu devletin hazinesini emanet ederim, bakın bu kadar net söylüyorum.

Ben bu manada sürecin çok uzadığını ve insanların çok canı yandığını, toplumun canı yandığını, yargıya dayalı insanlardaki algının daha da kötüleştiğini düşünüyorum. Gerçekten birçok sorunun yanıtı yok. Her celse sanki bir bakiye yaratılıyor ve sonraki celseye bırakıyoruz ve bu beni çok üzüyor. Beni üzüyor çünkü Sayın Başkan, başkalarını konuşmak diye beni eleştirdiniz ama lütfen eleştirmeyin. Beni "örgüt lideri" diye yazdı bu iddianame. Her insanın burada anlattığı yüzde 90'ına ilk kez şahit olduğum yüzde 90'ı, bir tek sayfasını dahi iddianamenin çevirip okumadım okumaya da niyetim yok. Avukatlardan dinliyorum, onlar okuyorlar, iddianameye burada sanıklar çıkıyor anlatıyor. Burada öğrendiğim her konuyu bana bağladı çünkü bu iddianame. Dolayısıyla beni ilgilendiriyor.

"SAFSATA VE UYDURMA"
Bu şekilde sürecin ilerlemesi gerçekten çok can yakıcıdır. Bakınız; bir usule yönelik bir hatırlatmayı ister istemez yapacağım. Çünkü Sayın Başkan, Sayın Heyet, 160 milyarlık yolsuzluk denildi. 110 milyar lirası, 110 milyar, bakınız 110 milyar lirası. Gerçekten safsata ve uydurma; gerçekten yetkisi olmayan bir hususla bize yüklenerek, buradaki insanlara yüklenerek… MAPEG diye bir şey var, başlık var. Bu MAPEG'in size daha önce ifade ettiğim gibi yetkilisi Enerji Bakanlığı, yetkilisi MAPEG.

Hakim: Talebinizi aldık.

Ekrem İmamoğlu: Evet talebimi aldınız hatırlatıyorum Sayın Başkan. Aldınız ama yani bakınız kantarcı hala burada, harita mühendisi hala burada, çocukluk arkadaşım hala burada, taşeron hala burada yani bunlar olmasa ben hatırlatmayacağım size. Ne zaman gelirse MAPEG o zaman gelsin ya da MAPEG Genel Müdürü o zaman gelsin ama bu insanlar niye burada Sayın Başkan o zaman? 110 milyarla ne alakası var harita mühendisinin, kantarcının, ofis büro sorumlusunun Allah aşkına? Ne alakası var Sayın Başkan? Bunu bence hatırlatmamı lütfen lütfen kızmadan dinleyin lütfen istirham ediyorum.

Hakim: Talebinizi aldık.

Tamam aldınız ama geçen ara kararda tek bir kelime etmediniz Sayın Başkan.

Hakim: O anlamda bir ara karar kurmadık zaten. Sadece tutukluluk değerlendirmesi yaptık. Şu an topladığımız talepleri celse sonunda karara bağlayacağız.

Ekrem İmamoğlu: Tamam bunu anlıyorum peki. Bu şu demek oluyor galiba bu celseler bitecek yani buradaki tutukluların yargılamaları bitecek ondan sonra açıklayacaksınız anlamına geliyor.

Hakim: 1. celse biterken ara karar...

Ekrem İmamoğlu: Tamam, peki bir ay mı bir buçuk ay mı? Peki bu insanlar niye tutuluyor o zaman Başkan? Ben anlamış değilim inanın anlamış değilim. 110 milyarın bu insanlar neresinde? Tabii ki sizin takdiriniz ama bizim de bir eleştirimiz var. Hani çocukluk arkadaşımın arkadaşlığından dolayı tutulması ya da ben aşağıda tanıdım bu insanları; harita mühendisi, ofis sorumlusu, yok kantarın başında duran adam, yok şu yok bu.

Hakim: Başka talebiniz var mı?

Ekrem İmamoğlu: Var Sayın Başkan, var. Bu önemli bir konu. Bir başka talebim müsadere deniyor işte el koyma deniyor, TMSF vesaire şu... Ya insanların Sayın Başkan köyünde, arsasındaki aile mezarlığına dahi müsadere kararı var. Bakınız 80 yaşındaki bir insanın emekli maaşına el koymuş, hiç bunu duymadınız. Kaç defa söylendi ben de söyledim, hiç ilgilenmediniz. Bir gencin yurt dışı yasağı var ama 8,5 milyon dolar verdim beni serbest bırakacaklar diye bir kişinin, hatta ilgili firmanın sahibine de "Ben milyonlarca dolar borç verdim." diyen bir kişinin itirafçı oldu diye her şeyi serbest ama burada emekli maaşı alıp geçinemiyor insan emekli maaşı var sadece, el konulmuş durumda Sayın Başkan. Bunlara ne zaman bakacaksınız? 8 ay sizin döneminizde geçti.

Hakim: Kendinize dair talebiniz var mı?

Ekrem İmamoğlu: Benim, hani Sayın Başkan alıyorsunuz değişen bir şey yok. Benimle ilgili talebim yok. Benimle ilgili talebim varsa da avukatlarım bildiriyor. Ben bunları tekil anlatacak kişi değilim, beni karıştırmayın.

Hakim: Sanık avukatları bildiriyor zaten.

Ekrem İmamoğlu: Ama ama değişen bir şey yok Sayın Başkan. Değerlendiriyorsunuz ama 7 ay bitti. 7 ay bitti. Bakın samimiyetinizi sorgulamak gibi bir derdim yok, işim de değilim. İşim de değilim. Ama fazla tahliye kanaatiniz olduğunu düşünüyorum. Bakın burada fazla kanaat fazla tahliye kanaatiniz olduğunu düşünüyorum. Bu mahkemeye kimsenin eli değemez, sizin ve heyetinizin dışında kimsenin burada karar verme yetkisi olamaz. Ben buraya lütfen kimseyi karıştırmayın. 850 yıl, 1000 yıl, 300 yıl insanlar serbest bırakılırken buraya en ön sırada oturan kadınların, yöneticilerin, buradaki belediye başkanlarını, buradaki siyasileri, buradaki iş insanlarının, emekli maaşı kesilmiş emekçilerin veya maaş sıfır lira maaş alan insanların yüzüne nasıl bakıyorsunuz ben bilmiyorum Sayın Başkan, sayın heyet. Bu çok can yakıcı. Lütfen bu kadar zaman...

Hakim: Daha önce de aynı hususta...

Ekrem İmamoğlu: Tamam bu kadar, bitiriyorum bitiriyorum Sayın Başkan. Ama bakın bunu bana demeyin. Kendiniz, ben, ben 86 milyonu temsil ediyorum bana göre Sayın Başkan. Sizin nereden baktığınızın, inanın önemi yok. Ama buradaki, buradaki insanları siz bana bağlamışsınız zaten. İddianame bana bağlamış, Sayın Başkan.

Hakim: Öyle bir şey yok, herkes kendinden sorumlu.

Ekrem İmamoğlu: Nasıl yok, bana bağlamışsınız. Sorularınız bile o şekilde yani iddia makamının soruları o şekilde. Onun için, benim tek talebim var. Bütüncül olarak söylüyorum; bu insanların bu şekilde yok maaşı şuydu buydu bunları gözetin. Bu insanların ilgili ilgisiz, alakalı alakasız malını mülkünü gasp eden bu karara lütfen müsaade etmeyin, etmeyin. Yazıktır, günahtır. Sizden ahlaka, adalete ve vicdana uygun talebimizi, insanların özgürlüklerini bir takvime değil, vicdanınıza sığdırmanızı istiyoruz. Takvime sığdırmayın bize. Buradaki insanları bir takvime sığdırmayın, vicdanınıza sığdırın. İnanınız, yüce Türk yargısına ve insanların, toplumun vicdanına zarar veren günler yaşıyoruz. Birçok insan serbest bırakıldı, birçok dava manşetlerdeyken gündemden kalktı, herkes serbest. Serbest kalsın zaten. Ama burada yaşananlar artık sizin sorumluluğunuzdadır ve 7 aydır sizin sorumluluğunuzda sürüyor insanların burada bayılmasına... Burada sizin bilmediğiniz başka sağlık sorunları da var. İletiliyor, yazılıyor ama hissetmeniz mümkün değil. Bunların tamamıyla sizin vicdanınıza emanet ediyorum.

Hakim: O olaydan sonra biz, öğleden sonra bile avukatıyla görüştük. Konuyu da takip ediyoruz, merak etmeyin. O konuda ne kadar hassas davrandığımızı verdiğimiz kararlardan bilirsiniz zaten."

"ARINACAK, TEMİZLENECEK BİR SUÇUMUZ HİÇ OLMADI"
Aranın ardından 45. celseye devam edildi. İBB Muhtarlık İşleri Daire Başkanı Yavuz Saltık kürsüye çıkarak savunmasına başladı.

Saltık, savunmasında şunlara yer verdi:

"Savunmamı; öz geçmişim, çalışma hayatım ve iddianamede hakkımdaki iddialara cevap vermek olarak ifade edebileceğim üç başlıkta yapacağım. Savunmama başlamadan önce, 19 Mart 2025'ten beri süreci, 9 Mart 2026 tarihinden itibaren de davayı buraya gelerek takip eden, yaşanan hukuksuzlukları yayın mecralarında dile getiren gazetecilere, tutukluluk sürecimin tüm olumsuzluklarını bizlerle birlikte yaşayıp iyi hissetmemiz için yoğun gayret gösteren tutuklu ailelerine, duruşma salonuna gelip bizlere destek veren, moral veren herkese ve avukatlarıma dayanışmalarından dolayı teşekkür ediyorum. Bir teşekkürü ve özrü de buradan sevgili eşim ve kızlarıma yapmak isterim. Beni doğuran anne, baba, yetiştiren öğretmenlerim, üzerimde emeği olan tüm büyüklerim, hepsi gönlünü ferah tutsun. Biz kimsenin başını öne eğdirecek insanlar değiliz. Arınacak, temizlenecek bir suçumuz hiç olmadı.

Sayın Başkan, sayın heyet, sayın savcı; 1972 yılında Trabzon'da işçi bir babanın ve ev hanımı bir annenin yedi çocuğundan biri olarak dünyaya geldim. İlk ve orta öğrenimimi Trabzon'da bitirdikten sonra lise eğitimimi babamın gurbetçi olduğu Zonguldak'ta tamamladım. Üniversite eğitimi için Mersin'e gittim, pazarlama okudum. Sonra sırasıyla kamu yönetimi okuyup insan hakları hukuku alanında da yüksek lisans yaptım. Türkiye'nin önde gelen araştırma şirketlerinde araştırma uzmanı, saha müdürü ve siyasi danışman olarak çalıştım. Sonrasında uluslararası bir şirkette uzun yıllar basın müşavirliği görevini yürüttüm. Danışmanlık yaptığım yıllarda seçim dönemlerinde belediye başkanı veya milletvekili olmak isteyen farklı siyasi partilerden adaylara kampanya ve siyasal iletişim danışmanlığı yaptım. Seçime girmek isteyen adaylara yönelik yazmış olduğum "Tanrım Beni Başkan Yarat" isimli de bir siyasal iletişim kitabım bulunmaktadır. Ulusal gazetelerde köşe yazarlığı yaptım. Farklı üniversitelerde sözleşmeli veya misafir hoca olarak halkla ilişkiler, siyasal iletişim ve sports marketing konularında dersler verdim. 10 yılı aşkın bir süredir de memur olarak kamu hizmetindeyim.

EKİP MESLEK ELEMANI DEĞİLDİ
Ben hayata, hak temelli ve insan odaklı bakan birisiyim. Nereli olduğundan, alt üst kimliğinden, cinsiyetinden, kariyerinden, inancından, mezhebinden, yaşından, dünya görüşünden, tuttuğu futbol takımından, desteklediği siyasi partiden bağımsız, sadece insan. Ben bu hak temelli arayışların savunuculuğunu yapan bir aktivistim aynı zamanda. Şu anda huzurunuzda olmasaydım, emin olun gemilerle Filistin'e yardım götüren Sumud filosunun bir üyesi olarak o gemide ben de olurdum. Çünkü ben vicdanıyla yaşayan bir insanım. Bu noktada hem sosyal hayatımda hem özel sektörde hem de kamu hayatında önceliğim öteki, yoksul, ezilen ve mağdurlar oldu. Türkiye'nin birçok şehrinde sosyal sorumluluk projelerine katkı sundum, organize ettim. Yine bu bağlamda başta Romanya, Kosova, Makedonya ve Bosna olmak üzere Balkanlar'da soydaşlarımızın bacasının tüttüğü tüm coğrafyalarda bazılarında TİKA'nın da katkı sunduğu organizasyonlarda yıllarca yer aldım. Hayata böyle bakan biri olarak İstanbul gibi bir şehirde Türkiye'nin en büyük markalarından biri olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevi tarafıma teklif edildiğinde tereddütsüz kabul ettim. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı görevine getirilmek benim için büyük onur ve önemli de bir sorumluluk oldu.

Göreve başladığımızda… Burayı biraz uzun tutmak istiyorum Sayın Başkan. Çünkü suçlandığım konu Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı yaptığım bu iki yıllık döneme ait. Dolayısıyla o görevimi biraz anlatmak isterim. Göreve başladığımızda karşılaştığımız manzara özetle şöyleydi: Sosyal inceleme yapan ekibin büyük bir kısmının maalesef meslek elemanı olmadığı, hatta aralarında teknik lise mezunlarının da bulunduğu bir yapı vardı. Oysa ki Sosyal Hizmetler Kanunu bu alanda çalışanların meslek elemanı olmasını şart koşuyor. Temas edilen aileleri bütüncül bir bakış açısıyla ele alamayan, büyük ölçüde kendi çabalarıyla kendilerini geliştirmeye çalışan sosyal hizmet personellerinden oluşan ve sosyal hizmeti yalnızca yardım vermek olarak tanımlayan, sosyal yardıma ihtiyaç duymamaları için aileleri güçlendirecek politikalar geliştirmek yerine insanları yardıma bağımlı hale getiren bir sistemle karşı karşıyaydık. Köklü bir sosyal politika değişikliğine gidilmesi gerekiyordu.

"KAPSAYICI, BÜTÜNCÜL BİR SOSYAL HİZMET MODELİNİ HAYATA GEÇİRMEYE ÇALIŞTIK"
Bizim için sosyal politikanın temeli; hiç kimseyi ayırmayan, kimseyi geride bırakmayan, herkese eşit mesafede yaklaşan hak temelli bir anlayışla evrensel kriterleri rehber edinmekti. Bu nedenle göreve gelir gelmez, geleneksel yardım odaklı sistemi dönüştürerek insan onurunu esas alan, kapsayıcı, bütüncül, aileyi de bireyi de güçlendirmeye, sosyal dayanıklılığı da arttırmaya yönelik insan onurunu da koruyan bir sosyal hizmet modelini hayata geçirmeye çalıştık. 300 meslek elemanını işe alarak, sosyal politika alanında değişimi başlattık. Her biri alanında uzman meslek elemanları tarafından yapılan sosyal incelemelerde, yalnızca ekonomik ihtiyaçlara değil hanedeki şiddet, bağımlılık, işsizlik, ihmal, istismar gibi risklere de bakılarak ilgili tüm birimlerle koordineli bir destek sistemi kurulması için çalıştık.

Sayın Başkan, yoksul hanelerde yoksulluk çok boyutlu yaşanıyordu. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de tüm gücüyle bu yoksullukla çok boyutlu mücadele etti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin sosyal hizmet tarihi de buna şahittir. Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler başta olmak üzere tüm kırılgan grupların hizmetlere eşit erişimi, temel önceliklerimizden oldu. Kadınların güçlenmesini, çocukların sağlıklı ve eşit koşullarda gelişimini, gençlerin eğitime katılımını önemsedik. Bunlar üzerinde kafa yorduk. Geliştirdiğimiz, hayata geçirdiğimiz her projede bu grupların ihtiyaçlarını gözeten, onları koruyan ve güçlendiren bir yaklaşım benimsedik.

Sosyal hizmetleri, siyasetin aracı olmaktan çıkarmak da temel ilkelerimizden birisiydi. İstanbul'un bir ucundan vatandaşın belediye binasına gelmek zorunda kaldığı başvuru süreçlerinin zaman zaman onur kırıcı olabildiği eski yöntemler yerine; erişilebilir, dijital ve insan onurunu, onurunu esas alan bir yapı kurduk. Sosyal destekleri bir lütuf olarak değil, vatandaşın hakkı olarak gördük ve uygulamalarımızı da bu anlayış doğrusunda inşa ettik. Parti üyeliğini, siyasi referansları sosyal yardım alabilmenin yolu olarak görmedik. Ve tüm bu hizmetleri İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin tırnak içerisinde ifade ediyorum; büyük kısmı da eski dönem çalışanlarıyla beraber bir ekipte paylaşarak yaptık. İnsanları yardıma bağımlı kılmak değil, onları güçlendirerek kendi ayakları üzerinde durabilecekleri bir yaşam kurmalarının amaçlanması gerektiğine inandık. Yani hedefimiz; insanların sürekli destek alan bireyler olarak kalması değil, istihdama katılarak hayata dahil olmalarıydı. İşte biz buna sistem mezuniyeti dedik. Yani insanları yoksulluktan mezun eden bir sistem. Benim bildiğim tek sistem de budur. Geldiğimiz noktada İstanbul Büyükşehir Belediyesi; bütüncül bir sosyal hizmet anlayışıyla hizmet üreten, hane içerisinde sadece açlığa değil ailenin her türlü kırılganlığına duyarlı, anlık ihtiyaçları karşılamaktan öte, Bölgesel İstihdam Ofisleri gibi birimleriyle de entegre çalışıp, yoksulluktan mezun veren bir sosyal politika anlayışına sahiptir.

"MUHTARLARIMIZ DA BU SÜRECİN EN İYİ TANIĞIDIR"
Pandemi dönemi; bütüncül ve liyakate dayalı sosyal politika anlayışının ne kadar gerekli olduğunu açıkça ortaya koydu. Tüm dünyada sosyal devlet mekanizmalarının zorlandığı bir dönemde, biz İstanbul Büyükşehir Belediyesi olarak hizmetlerimizi hiç aksatmadık, tam tersine genişlettik. Gece gündüz çalıştık. Bu dönemde, pandemi döneminde görevi başında vefat eden, şehit olan personel arkadaşlarım oldu. Hepsine rahmet diliyorum bu vesileyle. Çocuk Etkinlik Merkezleri, Halk Süt, öğrenci desteği, Çok Dilli Kadın Destek Hattı, Kadın Dayanışma Evi gibi klasikleştirdiğimiz hizmetler dışında; birlikte başaracağız diyerek askıda fatura, anne bebek destek paketi, aile destek paketi gibi çok ilgi gören uygulamalarla sosyal dayanışmayı büyüttük. Bu süreçte attığımız her adım; insan onurunu koruyan ve kimseyi geride bırakmayan bir sosyal politika anlayışı üzerinde temellendi. Aynı zamanda projelerimiz hem Türkiye'de hem de dünyanın çeşitli yerlerinde örnek alındı. Yine ayrıca askıda fatura uygulamamız hem Avrupa ve dünyada örnek proje olarak kabul edildi hem de 10'a yakın uluslararası ödüle layık görüldü. Bu bağlamda çalışma arkadaşlarımla birlikte kamu belediyeciliği anlamında örnek işler yapmış olmanın da gururunu yaşıyorum. Bana ve ekibime de bu fırsatı veren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı'mız Sayın Ekrem İmamoğlu'na da bu vesileyle bir kez daha teşekkür ediyorum.

Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı dönemimizde yürüttüğümüz kamucu hizmet anlayışını, Şubat 2022 itibarıyla atandığım ve henüz yeni kurulmuş olan Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı görevimizde de aynı kararlılıkla sürdürdük. İstanbul'un muhtarlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin en önemli paydaşlarından biri olarak gördük. Hiçbir zaman kimlik, cinsiyet, memleket, dini inanç, siyasi görüş ayrımı yapmadık. Mahallelinin temsilcisi olarak gördüğümüz muhtarlarla birlikte çalışarak mahallelerinin sorunlarına hızlı ve kalıcı çözümler üretmeyi, aynı zamanda mahallelinin sosyal dayanıklılığının artırılmasını hedefledik. Muhtarlarımız da bu sürecin en iyi tanığıdır. Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı, icracı bir daire başkanlığı değil, koordinasyon görevi gören bir daire başkanlığıdır. Mahalle ve mahallenin sorunları muhtarlar vasıtasıyla daire başkanlığına gelir. Daire başkanlığı talep ve ihtiyaçları ilgili diğer daire başkanlıklarına yönlendirerek takibini yapar ve nihai olarak da talebin sonucunu muhtara iletir. Bu yönüyle daire başkanlığının İBB'nin hemen hemen tüm birimleriyle çok yakın teması vardır, Sayın Başkanım. Bir başka anlatımla Muhtarlık İşleri Dairesi Başkanlığı; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki tüm birimlerin sahadaki eksiklerini görebilmesi, bu eksikliklerin de giderilmesi için muhtarları yönetime katan, onlarla iş birliği içerisinde olan, muhtarlardan gelen bildirimler sayesinde de birimlerin daha hızlı ve daha verimli hizmet üretebilmesine katkı sunan bir daire başkanlığıdır. Buna bir nevi kolaylaştırma müessesesi diyebiliriz.

"SÜRECİN TUTUKLULUKLA BİTECEĞİNİ ANLAMAM ZOR OLMADI"
19 Mart süreci, kamu adına bütün gayretimizle çalıştığımız, ürettiğimiz hizmeti büyütme hayalleri kurduğumuz bir döneme denk geldi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınmasıyla başlayan hukuksuzluklar neticesinde, birçok mesai arkadaşım gözaltı süreçlerinden sonra tutuklandılar. İlk gözaltılarla benim gözaltına alınmam arasında yaklaşık 2 aylık bir süre var. Gözaltına alınıp tutuklanan çalışma arkadaşlarımla ilgili medyaya sızdırılan iddiaları takip ettikçe şunu anladım ki; gözaltına alınmak için hiçbir gerçek sebebe ihtiyaç duyulmadı. Yetkisinde olmayan konularla ilgili gözaltına alınan yöneticiden tutun da göreve geldiği tarihten önce yapılan işlemlerle ilgili sorguya tabi tutulan yöneticiye kadar ilgisiz, alakasız bir sürü hukuksuz karara şahitlik ettiğimiz bir dönem oldu. Bu haksız ve hukuksuz süreç halen devam ediyor. Yaşananları gördükçe benim için de gözaltı işleminin yapılması sadece bir zamanlama meselesiydi. Nasılsa sağlam bir gerekçeye gerek duyulmayan bir süreçti. Öyle de oldu. 23 Mayıs 2025 günü sabah 6'da ikamet ettiğim adrese gelen polisler gözaltı kararını bildirip gerekli işlemleri yaptıktan sonra gözaltına alındım. Gerek emniyet sorgusunda gerekse de savcılıktaki sorguda tarafıma her biri gerçeklikle alakası olmayan 1-2 soru yönelttiklerinde, sürecin tutuklulukla biteceğini anlamam zor olmadı. Sürpriz yaşanmadı ve tutuklandım. Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım ben. Tekrarlıyorum, örgüt üyeliği suçlamasıyla tutuklandım.

"İHALE, BENDEN ÖNCE DE HER YIL AYNI ŞEKİLDE YAPILMI"
Tutukluluktan aylar sonra iddianameye konan ve birbirinin aynısı iki ihaleye fesat karıştırmakla ve örgüt üyeliğiyle suçlandığımı öğrendim. Yani ben tutuklandıktan 2-3 ay sonra iddianameye bir ihale koymuşlar. Bunu iddianame çıkınca öğrendim. Birbirinin aynısı dediğim, her yıl yapılan Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nün mobil iletişim ihalesi iddianamede eylem 94 ve 95 olarak geçiyor. Her yıl tekrarlayan bir ihale; benden önce de her yıl aynı şekilde yapılmış, benden sonra da yapılmaya devam etmiş. Gerek emniyette gerek savcılıkta bana bu ihale hakkında tek bir soru sorulmadı, ifadem alınmadı. Bu konu tutukluluğumdan 2-3 ay sonra iddianameyle ortaya çıktı. Ben iddianameyle öğrendim daha doğrusu. Hakkımdaki suçlamayla ilgili avukatlarım dosyaya, ihaleyi bilmeyen birisinin bile gayet net anlayabileceği şekilde bir yazılı savunma sunacaklar Sayın Başkanım. Zamanı ekonomik kullanmak adına yazılı savunmamın tamamını burada uzun uzun konuşmak yerine, sadece birkaç çarpıcı kısmını izah edip, eylem 94 ve 95'i hızlıca bitireceğim.

Sayın Başkan, Sayın Heyet; mahkeme başladığından beri savunma yapan arkadaşlara sorduğunuz sorulardan anladığım kadarıyla iddianameye hâkimsiniz, konulara hazırlanıyorsunuz. Anlaşılması güç teknik konuları da kavramaya özen gösteriyorsunuz. O rahatlıkla şunu en başta ifade etmek isterim: Eylem 94 ve eylem 95 kapsamında savunma veriyor olmak gerçekten zulümdür. Eminim eylemleri incelediğinizde siz de söz konusu iddianın hukuki dayanaktan yoksun, zorlama iddialar olduğunu fark etmişsinizdir. Tam bu noktada dosyanın niteliğine ilişkin temel bir hususu da vurgulamak istiyorum Sayın Başkan, Sayın Heyet.

"İDARİ YARGININ KONUSU OLAN SUÇLAMALAR AĞIR CEZA MAHKEMELERİNE KONU EDİLDİ"
Türk hukuk tarihinde ve ağır ceza pratiğinde, idari yargının görev alanına giren usul ve esas işlemlerinin bu şekilde bir ceza yargılamasına konu edildiği görülmemiştir. İhalenin kısmı, teklifin açılıp açılmamasıdır. Buraya gelen konu, ihalenin kısmi teklife açılıp açılmamasıdır. Maalesef yaşanan bu süreçte idari yargının konusu olan suçlamalar ağır ceza mahkemelerine konu edildi. Eylem 94 ve 95'te bahsedilen mobil iletişim ihalesi, Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından geçmiş yıllardan beri her yıl gerçekleştirilen bir ihaledir Başkanım. Eylem 94 ve 95, her yıl yapılan bir ihalenin 2019 ve 2020 yıllarını, yani benim dönemimi kapsıyor. Ben o yüzden Sosyal Hizmetler Daire Başkanı iken oradaki görevimle ilgili biraz uzun konuşayım istedim. Her ne kadar iki eylem gibi gözükse de aslında ben bir eyleme savunma yapacağım Başkanım. Aynısı diğer yıl için yapılan ihalede de geçerlidir; çünkü suçlama orada da aynı. O yüzden savunmamı iki farklı eylem gibi yapmayacağım.

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Mobil İletişim İhalesi özünde, adından da anlaşılacağı üzere İstanbul'un tarihi ve kültürel değerleriyle birlikte İstanbul Büyükşehir Belediyesi hizmetlerinin hem turistlere hem de İstanbullulara tanıtılmasını, bir yandan da İstanbul'un tanıtımı yapılırken diğer yandan vatandaşların üretilen hizmetlere ulaşabilmesini amaçlayan bir çalışma. Bununla birlikte Mobil İletişim Hizmeti, şehrimizde meydana gelebilecek afet ve acil durumlarda halkımızın hızlı ve etkin bir şekilde bilgilendirilmesini de amaçlamaktadır. Nitekim pandemi döneminde mobil iletişim çalışmaları, vatandaşın salgınla ilgili bilgilendirilmesinde de etkili rol oynamıştır. Burada bir parantez açmak isterim Sayın Başkan. Ben göreve geldiğimde Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nde müdür, müdür yardımcıları ve şeflerden müteşekkil organizasyon şemasının tamamını eski personellerden oluşturduk. Bahse konu ihale yapılırken ihale dokümanlarını hazırlayan, imzalayan her personel eski yönetimde çalışan mesai arkadaşlarım. Orada görevli olduğum süre boyunca, görev sürem boyunca ben o arkadaşlarla çalıştım. O anlamda bir hakkı teslim etmek isterim. Benden önce Halkla İlişkiler Müdürlüğü'nde bazı güzel işler yapılmış, bazı personeller de oldukça nitelikliydi.

"PROJEYİ DEVAM ETTİRMEYECEĞİZ DESEK 150 ARKADAŞIMIZ İŞSİZ KALACAK"
Az önce de belirttiğim gibi, savunmamın daha kapsamlı ve belgeli halini yazılı olarak mahkemenize sunacak avukatlarım; ben özenle inceleyeceğinizi de düşünüyorum. Bu yüzden savunma için bekleyen arkadaşların da hukukuna saygı göstermek açısından, bilirkişi raporunda ve ona dayanarak iddianamede yer alan bu mobil iletişim ihalesine ilişkin iddiaların mevzuata ne kadar aykırı olduklarını, gerçeğin iddia edildiğinin tam aksine olduğunu kısaca belirtip bu faslı kapatacağım.

Sayın Başkan, Sayın Heyet, Sayın Savcı; göreve başladıktan sonra mobil iletişim ihalesi önüme getirildi. Yani ben göreve başladığımda arkadaşlar "Başkanım çok acil bir ihale dosyamız var, bunu ihale etmemiz lazım" dediler. Her sorumlu yöneticinin yaptığı gibi ben de aynı şeyi yaptım. Benden önceki yönetimin yaptığı ihaleyi arkadaşlara incelettim. Herhangi bir anormallik olmadığı yönünde dönüş aldım. İşimizi sağlama alalım dedim, "Sayıştay raporlarına bakın bakalım, herhangi bir bulgu var mı?" diye sordum. Yok. Sayıştay'ın bizden önceki dönemde yapılan ihalelerle ilgili bir bulgusunun olmadığı cevabını aldım. Yani Sayın Başkanım, bir düşünün ki bir ihale göreve başladığınız hafta önünüze geliyor. "Biz o projeyi beğenmiyoruz, yapmayacağız, bu projeyi devam ettirmeyeceğiz" desek 150 arkadaşımız o gün işsiz kalacak. Çünkü biz bu projeyi devam etmek istemiyoruz, onlar 1 yıllık alınıyorlar işte, sözleşmelerini devam ettirme zorunluluğumuz yok. Ama ben belediye başkanının önüne daha 1. haftadan 150 tane işten çıkarılmış adam koymak istemedim. Bu anlamda arkadaşların her birinin, şirketimizin personeli olarak, yani daha önceki dönemde sözleşmeli çalışıp "Her yıl acaba biz bir daha çalışabilecek miyiz?" diye bekleyen bu arkadaşlarımızın hepsinin sözleşmesini yenileme kararı aldım Sayın Başkanım.

"ENFLASYONDAN BAĞIMSIZ TASARRUF SAĞLADIK"
Sayıştay'ın bizden önceki döneme yapılan ihalelerde herhangi bir bulgusunun olmadığının cevabını alınca bugün izahatını yapmak zorunda kaldığım ihalelerin şartnameleri ve tüm süreçleri, bizden önceki dönemin şartnameleriyle yüzde 80 aynı. Yüzde 80. Şimdi o yüzde 20'lik farkın da ne olduğunu söyleyeceğim. Yüzde 80 diyorum çünkü kamu yararı gözetip maliyet düşürücü bazı değişiklikler ve rekabeti artırıcı 2 tane düzenleme yaptım, o yüzden yüzde 80 diyorum. Ama bu kamunun lehine olan bir yüzde 20'lik değişiklik. Şimdi onları da anlatacağım, neler mi yaptım? Söyleyeyim. Birincisi; önceki ihalede yer alan, projeye hiçbir katkısı olmayan, çalışmanın parçası olarak kullanılmayan binek araç gibi kalemleri şartnameden tamamen çıkardık. Yani binek araç konmuş Başkanım. Ben baktım, binek araç zaten... Bu bir mobil araç ihalesi, ayrıca bir binek araca ne ihtiyaç var diye düşündüm. Bahsettiğim binek araçların mobil iletişim faaliyetleriyle alakası yoktu, ben de onları dışarıda bıraktım. Bunun dışında diğer bazı kalemleri de ya tırpanlayarak çıkardık ya da sayısında azalışa gittik. Tüm bu düzenlemeler sonucunda 2018 yılı ihalesine oranla, yani benden önceki, 1 sene önceki ihaleye oranla Başkanım, enflasyondan bağımsız yaklaşık 7.000.000 TL'lik tasarruf sağladık. Yani raporda söz edildiği gibi ihale hacmini içerik olarak da maliyet olarak da büyütmedik, küçülttük. Rapor tam tersini söylüyor Başkanım.

İkinci olarak bir şey daha yaptık, o yüzde 20'yi anlatıyorum tekrar. İhalelerde mesleki ve teknik yeterlilik kriterinin en önemli unsuru iş deneyim belgesidir Sayın Başkanım. Rekabet ve katılımı artırmak amacıyla yapabileceğimiz en etkili düzenlemeyi de yaparak, bizden önceki dönemde yani 2018 yılında yüzde 35 olan iş deneyim oranını kanunun izin verdiği en alt sınır olan yüzde 25'e çektik Başkanım. Sizin önünüzde ek 1, Başkanım ek 1 5. sayfada 2018 ve 2019 yılı idari şartnameleri var, oradan görebilirsiniz."

Öte yandan İl Jandarma Komutanlığınca, dünkü duruşmada salonda poster açılması, fotoğraf çekilmesi ve yaşanan benzer durumlarla ilgili duruşma salonunda görevli bazı jandarma personeli hakkında kusurlarının bulunup bulunmadığının tespiti için idari tahkikat başlatıldığı öğrenildi.

İLK DURUŞMADAN BUGÜNE 42 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ
Mahkeme heyeti geçtiğimiz celselerde, İBB Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu, Özgür Karabat'ın şoförü Sırrı Küçük, Ağaç A.Ş çalışanı Fatih Yağcı, iş insanı Ali Üner, iş insanı Evren Şirolu, iş insanı Ebubekir Akın, İSPER personeli Davut Bildik, Altan Ertürk, Hüseyin Yurttaş, Murat Ongun'un şoförü Kadir Öztürk, Mustafa Bostancı, Kadriye Kasapoğlu'nun şoförü Sabri Caner Kırca, Baran Gönül, Mahir Gün, Esra Huri Bulduk, Şehide Zehra Keleş Yüksel, Başak Tatlı ve zabıta memuru Nazan Başelli, İBB'de veri uzmanı İsmet Korkmaz, İBB'de yazılım koordinatörü Emrah Yüksel, İBB'de bilgisayar mühendisi Mehmet Çağlar Kuru, İBB Şehir Planlamacısı Nuri Cem Ceylan, İBB Sosyal Medya Danışmanı Ulaş Yılmaz , reklamcı Yusuf Utku Şahin, İmamoğlu'nun koruması Çağlar Türkmen, iş insanı Adem Soytekin, Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney'in Özel Kalem Müdürü Seyhan Özcan, reklamcı Esma Bayrak, Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş, İBB Kamulaştırma Müdürü Fatih Özçelik, Beyoğlu dosyasından tutuklu İnan Güney'in eniştesi İsmail Akkaya, İş İnsanı Harun Cengiz Beğenmez ve İş insanı Mehmet Kaya, Iraz Bayrak, Orhan Gazi Erdoğan, Engin Ulusoy, Mustafa Keleş, Gökhan Köseoğlu, Seza Büyükçulha, Ahmet Şahin, Cevat Kaya, Hakan Aplak'ın tahliyesine karar verdi.