EKREM İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI
TÜRKİYE'DEN HABERLER
14 Ekim 2026 20:00

Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasının 98'inci duruşma bitti. İmamoğlu, dört gün sürmesi beklenen savunmasının ilk gününde söz alarak duruşma salonunun tasarımını eleştirdi ve adil yargılama vurgusu yaptı. İmamoğlu, savunması sırasında Halk TV'ye el konulmasına tepki göstererek, "En çok takip edilen haber kanalını yok etme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur" dedi. Yurttaşlara da çağrı yapan İmamoğlu, "Kıymetli halkım çok önemlidir. Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın. Size haber ulaştıran gazetecileri yalnız bırakmayın. Kurum ve kuruluşları yalnız bırakmayın. Özgür karakterinin mesleğini yapan bu insanları yalnız bırakmayın" mesajı verdi. İmamoğlu, "Yenilmeyeceğiz ve direneceğiz" diyerek sözlerini tamamlarken duruşma yarına ertelendi.

Görevinden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında bulunduğu 53'ü tutuklu 436 sanığın yargılandığı İBB davasında 98'inci duruşma sona erdi.

İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesince, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki salonda yapılan duruşmada görevinden uzaklaştırılan tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu savunma yapmaya başladı.

Mahkeme başkanı, cumartesi günü sona erecek olan ikinci celsenin bitişinde, aylık tutukluluk incelemesi yapılacağını açıkladı.


17.30 | DURUŞMA YARIN DEVAM EDECEK
İmamoğlu sözlerini "Yenilmeyeceğiz ve direneceğiz" diyerek bitirdi. Ardından İmamoğlu, "Sayın Başkan, Sayın Hakim. Ben belli bölümlere ayırdım sürecimi. Arzu ederseniz bir sonraki bölüme geçebilirim, arzu ederseniz yarın da devam edebilirim" dedi.

Mahkeme Başkanı, "Takdir sizin. Uygun görürseniz bitirelim o zaman" diyerek duruşmayı sonlandırdı. İmamoğlu salondan çıkarken, "Anneciğim, babacığım görüşürüz" diye herkese selam verdi. Öte yandan basına dönerek, "Yanınızdayız. Büyük bir gasp bu. Allah hepinizi korusun" dedi.

16.50 | "İKİ CUMHURBAŞKANI ADAYI HAPİSTE"
Tutuklu eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın hala cezaevinde olmasına değinen Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti.

"Bazen düşünüyorum. Görüyorum ki bu ülkede son on yılda, iki cumhurbaşkanı adayı hapiste. Belediyeler kayyımla yönetiliyor. Tek bir adım geri atılmıyor. Biri Edirne'de biri Silivri'de ve bu ülkede sözüm ona birileri, kendi nobran ve narsist duruşlarıyla, bu coğrafyada barışı tesis edeceğiz anlayışını ortaya koymaya çalışıyorlar. Bu ülkede, özgürlüğü ve hürriyeti ve özellikle rakiplerini hapseden anlayışın sona erdiği bir ortamda barış ve huzur tesis olunacaktır.

Selahattin Demirtaş'ı kurduğu sofrayı büyüterek gerçekleştirdiği anlayışla Edirne'de tutsak tutmaya çalışan zihniyetin, bu ülkeye barışı getirme şansı yoktur. Bu milletin barışacağı, huzur içinde olacağı günleri bu milletin kendi inisiyatifi sağlayacaktır. Siyasi ısmarlamalarla sandık hesapları, hesaplamalarıyla, o iş üzerinden sandık üzerinden pazarlıklarla bu sürece bakanlara Allah akıl versin. O akıldan bir şey çıkmaz."

16.25 | KILIÇDAROĞLU VE AKIN GÜRLEK'E YANIT
Adalet Bakanı Akın Gürlek'in, "2028'de sayın Cumhurbaşkanını seçmek için seçim yapacağız" sözlerine atıf yapan Ekrem İmamoğlu, "Bir demokrasiyi öldürmenin üç yolu vardır. Hakemleri ele geçirmek, oyuncuları oyundan atmak, oyunun kurallarını değiştirmek. Biz, bu üçünü de yaşadık. Hakimler, yargı ve seçim kurullarıdır. Oyuncular adaylar, liderler, partiler, belediye başkanlarıdır. Kurallar ise anayasa ve Meclis'tir" diye konuştu.

İmamoğlu, mutlak butlan kararıyla CHP'nin kurultayının iptal edilmesine değindi ve ismini anmadan Kemal Kılıçdaroğlu'na "İktidar, güdümündeki yargıyı kullanarak ana muhalefet partisine çökmüştür. Bu görevi de butlan kararıyla koltuğa oturtulan bir şahsa vermiştir. O şahıs 21 Mayıs darbesinin işbirlikçisidir" dedi.

15.05 | DURUŞMA BAŞLADI
Tutuklu isimler salona getirildi, duruşma yeniden başladı. İmamoğlu, savunmasına şöyle devam etti:

"İkinci bölüme girerken tabii bahsettiğimiz manzaranın ve Türkiye gündeminin, tüm gelişmelerin, bahsettiğimiz siyasi davadaki oluşan atmosferde tümüyle zemini oluşturduğunu tekrar hatırlatarak sözlerime başlamak isterim. Özellikle son dönemde iktidarın milli irade üzerinden seçim kazanamayacağını gördükten sonra yargı eliyle yürütülen operasyonların gündemi tümüyle meşgul ettiği bir ortamda ne yazık ki adaletsizliğin büyüdüğü yerde, geçimin, açlığın toplumu yorduğu ve negatif etkilediğini de sebep sonuç ilişkisi açısından ifade etmek isterim. Bu aslında bir çöküş ifadesidir. Peki bu tablo nasıl oluştu? Öncelikle Cumhuriyet'in çöküşü kurumların çöküşü demektir. Aynı zamanda işlevi yok demektir. Aslında kurumlar var ama işlevi yok.

Birçok olayda bunu yaşıyoruz. Özellikle 2017 referandumuyla getirdiği çerçeve artık Türkiye'de bir kişi bütün siyasetin bürokrasinin akışını tarifleyen mekanizma. Bu çok derin bir sorun. Kurumların çöküşü derken binaların yıkılmasından söz etmiyorum. Meclis açık mahkemeler karar veriyor, üniversiteler ders veriyor gazeteler basılıyor. Bir mahkeme vardır ama vatandaş adalet bulamaz. Adaletle ilgili rasyonel verileri ele aldığınızda bunu görmek çok kolay. Meclis vardır ama yürütmeyi denetleyemez. Bir yönetim kurumu vardır ama iktidara yakın olanı denetleyemez. Bir basın vardır ama vatandaş gerçeği görüp öğrenemez. Bugün basın adına büyük bir trajediyi yaşadık. Sadakatin yanısıra nepotizm hastalığının tümüyle yerleştiğini görmek mümkündür. Bir kısım siyasetçilerin aile boyu nasıl makamlara geldiğini de yaşadık yaşıyoruz. Çöküş tabelaların indirilmesi değil kurumların millet için çalışamaz hale gelmesidir."

"TEK SESLİ BASIN, BAĞIMSIZ YARGI, İŞLEVSİZ MECLİS"
"Faşizm bir gecede gelmez, ekonomik krizin içinde büyür. İlk hedefi her zaman örgütlü toplumdur. Önce sendikalar sonra muhalefet partileri en sonunda ise düşünen her insan hedef olur" diyen Ekrem İmamoğlu, bugünkü Türkiye'nin rekabetçi otoriterlikle yönetildiğini, totaliter rejime doğru gidildiğini ifade etti. İmamoğlu, "Tek sesli basın, bağımsız yargı, işlevsiz Meclis... Bu millet buna boyun eğmedi, eğmeyecek" dedi.

13.57 | ARA VERİLDİ
Saat 12.00'de başlayan duruşmaya yaklaşık iki saatin ardından ara verildi.

13.17 | "25 YILIN SONUNDA VARILAN YER VURGUN DÜZENİ"
İmamoğlu, savunmasına şu sözlerle devam etti:

"Devletin karşısında yalnızca görevleri olan, hakkını talep edemeyen bir teba olmayı asla kabul etmedim, etmem. Hür yaşadım, hür yaşayacağım. Hakkımdan vazgeçmedim.

Cumhuriyet, bu yürüyüşün en büyük sıçramasıdır. Egemenliğin sahibini tayin eder Cumhuriyet. Millet, egemenliğin sahibi millet. Devleti bir kişinin, bir ailenin, bir zümrenin mülkü olmaktan çıkarttı. Yurttaşlığı eşitlik üzerine kurdu. Devletin bir kişinin, bir ailenin, bir zümrenin mülkü olma anlayışını gömdü, bitti o. Kimse oradan bir şey canlandıramaz, çıkaramaz. Demokrasi ise o egemenliği kullanabilmesinin tek yoludur. Çünkü egemenlik milletindir. Ama egemenlik milletindir demek yetmez. Milletin o egemenliği kullanabileceği yollar da açık olmalıdır. Eksiğimiz çok fazla.

Seçim tam da bunun için vardır. Meclis bunun için vardır. Bağımsız mahkeme, özgür basın, sendika bunun için vardır. Siyasi partiler, sivil toplum, muhalefet bunun için vardır. Hiçbiri siyasetçilerin ayrıcalığı değildir. Hepsi vatandaşın hakkını korumak için vardır. Ve şunun altını çiziyorum. Millet egemenliğinin gerçek ölçüsü, iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından değiştirilip değiştirilemediğidir. Bakın tekrar ediyorum, millet egemenliğinin gerçek ölçüsü iktidarın nasıl seçildiği değildir. İktidarın millet tarafından hakkı sahibi olan, makamı sahibi olan, devletin sahibi olan millet tarafından değiştirilip, değiştirilemediğidir. Bu millet istediğini seçer. Değiştiremediğiniz bir iktidarı zaten asla denetleyemezsiniz. Size ait değildir. İşte bugün oluşan tablo, vurgun düzeni, tam da bu seviyede bir ülke pozisyonunu bize göstermektedir.

'GAZETECİLER HABER YAPTIĞI İÇİN TUTUKLANIYOR'
Bugüne gelelim: Bu ülke bugün sayısız adaletsizliğin ağırlığı altında. Seçilmiş belediye başkanlarını tutukluyor. Belediyelere tehditle şantajla çökülüyor. Ana muhalefet partisi ısmarlama davalarla dizayn edilmek isteniyor. Gazeteciler haber yaptığı için tutuklanıyor. Hakkını arayan işçi, toprağını savunan köylü, ben bu düzeni kabul etmiyorum diyen genç gazla, copla, tutuklamayla karşılaşıyor. 500 bin insan hapiste, 500 bin.

Ama ne oluyor? Enflasyon düşmüyor. Kiralar yükseliyor, mutfak küçülüyor. Geçim sıkıntısı büyüyor, yoksulluk artıyor. Açlık artıyor, açlık. Umutsuzluk büyüyor. Gençlerin geleceğe bakışları ne yazık ki negatif bir seviyede, çöküyor. 25 yılın sonunda varılan yerin adı, net olarak vurgun düzenidir.

Bakınız; 6 Mayıs 2019'da Yüksek Seçim Kurulu'na yapılan vurgun, kur korumalı mevduatta 2021'de hazineye ve Merkez Bankası'na yapılan vurgun, 19 Mart 2025'te İBB'ye yapılan operasyonla demokrasiye ve hukuka yapılan vurgun, 21 Mayıs 2026'da butlan kararıyla siyasete yapılan vurgun ve fon krizinde vatandaşın birikimine yapılan vurgun… Ki adını net koyalım asrın soygunudur. Her defasında gerekçe değişti ama sonuç değişmedi. Daha kötüsü faturayı kendi menfaatleri ve çıkarları için, koltuklarını korumak için millete ödettiler ve o koltukta oturmaya devam ediyorlar."

12.57 | KİTABIN YASAKLANMA NEDENİNİ AÇIKLADI
Basım aşamasındayken yasaklanan ve dağıtıma çıkarılması engellenen kitabının yasaklanma süreci hakkında da konuşan Ekrem İmamoğlu, şunları kaydetti:

"Kitabın yasaklanma nedenini burada ilk kez anlatıyorum. Şimdi anlatacaklarım avukatlarım savcılık dosyasına erişim sağlayınca ortaya çıktı. Polis sokakta gezerken, öylesine, tam da o matbaanın önünden geçerken, usulsüz ve bandrolsüz kitap basıldığı bilgisini almış. Matbaa en saygınlarından biri. Dolayısıyla basmaz. Ama polis yine de tutanak düzenlemiş. Polis savcılığı arayıp bilgi vermiş. Aranan savcı terör ve örgütlü suçlar savcısı. Savcı hemen talimat veriyor. Söz konusu kitap ve bandrollerden dört tane alınmasına… Konu o kadar acil ki mahkemeden istenmeden savcılık karar veriyor. Hıza şaşırmamak mümkün değil. Konu Ekrem İmamoğlu olduğunda yargıdaki hıza yetişmek mümkün değil. Aslında aranan benim kitabımdı. Böyle bir şey olabilir mi? Çünkü o kitap davanın içyüzünü ortaya koyuyordu."

12.43 | HALK TV OPERASYONUNA TEPKİ
Ekrem İmamoğlu, fon vurgunundan sonra sosyal medya yasaklarının ve gazetecilere yönelik baskınlara dikkati çekti:

"Son 20-25 günde Lale Özan Arslan tutuklu, Fatih Ergin tutuklu, Tuğba Tekerek tutuklu, Mustafa Balcı, Sözcü Gazetesi'nde bir fotoğraf yayınladı diye tutuklu, Şaban Sevinç tutuklu, Selahattin Günday tutuklu, Ali Tarakçı "Bu hafta bir önemli bakan istifa edebilir" dedi diye tutuklu! Şaşılacak bir durum ya! Tutuklu, tutuklu, tutuklu... Tutukluk nedir ben biliyorum. Bu tutuklama kararını veren hâkim bilmiyor ama ben biliyorum. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin cumhurbaşkanı adayı olarak ben biliyorum. İsmail Saymaz ev hapsinde, Murat Ağırel ev hapsinde. Niye? Millet hiçbir şey duymasın! Millet hiçbir şey okumasın! Akıl alır gibi değil.

Herkes sosyal medya hesaplarını kaybediyor; yasaklar, ben kaç tane geldi hatırlamıyorum artık, 20 mi, 25 mi... Yani tutuklandığımın haftasında benim 9-10 milyon takipçili sayfamı kapattılar. Habire bir şeyler açıyoruz, onlarla da uğraşıyorlar. Shadowban mi diyorlar, öyle bir şey diyorlar; yani engelleyen, gölge bir engelleme sistemine tabi tutuluyoruz yani. Uluslararası da bir iş birliği var. Nasıl beceriyorsa bunu, İletişim Başkanlığı'na sormak lazım.

Flash TV ile başlayan medya operasyonları, TELE1, Merdan Yanardağ özelinde ne yazık ki ilerledi. Merdan Yanardağ konusuna gireceğim biraz sonra. Daha geçen hafta T24'ün sesini kestiler. Ve bu sabah son medya vurgunu... Biz vurgun ülkesi olduk. Zam vurgunu, milli irade vurgunu, asrın soygunu, fon vurgunu... Vurguncuların vurgunlarla yaptığı bir ülkeye dönüştü bu ülke.

"OPERASYON BAĞIMLILIĞI BAŞLADI"
Ve son medya vurgunu, Halk TV operasyonu. Güzelim ülkemizi operasyon sahasına çeviren akıl, Halk TV'ye el koyup, yayınlarını kesti. Neymiş? İhaleye fesatmış, aklamaymış, falan filan... Boy boy yalanlar! Boy boy yalanlar, boy boy iftiralar! Akılları sıra milleti kandıracaklar. Operasyon bağımlısı bakan ne yazık ki bu iktidarı da bağımlı hâle getirdi. Operasyon bağımlılığı başladı. Yalancılar girdabına tüm AK Parti'yi sürüklemiştir. Yalancılar girdabın içine sokmuştur. Türbülansa sokmuştur. Herkesi uyarıyorum. AK Parti'yi baştan aşağıya uyarıyorum. Sizi bir operasyon girdabına sokan bir süreçle iç içesiniz.

Allah size akıl fikir versin. Yargı marifetiyle her kayıplarını telafi edeceklerini, kaybettikleri her şeyi… Yani milletin güvenini kaybetmişler, milletin onlara olan inancını kaybetmişler, bütün bunları telafi edeceklerini, her şeye sahip olacaklarını düşünüyorlar operasyonlarla. Zehirli sarmaşık ne yazık ki iktidarı da partilerini de zehirlemiştir. Acil tedavi ihtiyacınız var, kurtarabilir miyiz sizi bilmiyorum ama bizim derdimiz milleti kurtarmak.

Türkiye'nin en çok takip edilen haber kanalını, en çok, en yakınına beş kat fark atıyor, altı kat fark atıyor. En çok takip edilen haber kanalını yok etme çabası da bir akıl tutulmasının, bir zehirlenmenin sonucudur. Bütün dünya bunu okuyacak. Ya biraz aklınız fikriniz yok mu? Hani bu ülkeye sermaye istiyoruz ya, bu ülkeye itibar istiyoruz ya, bu ülkeye para gelsin, yatırım gelsin istiyoruz ya, hiç mi akıl fikir yok sizde ya? Ekrem'in duruşmasının gününe bunu koyuyorsunuz. Millet daha çok takip edecek benim duruşmamı. Dünya daha çok okuyacak benim duruşmamı. Allah bu ülkeyi minik akıllardan korusun. Korusun.

Bir televizyon kanalının yaşayıp yaşamamasına siyasi iktidar değil, izleyiciler, yani millet karar verir. Millet beğenirse izler, beğenmezse izlemez. Yani siz benim anacığıma hangi kanalı izleyeceksin diye baskı mı kuracaksın? 80 yaşındaki anacığımı kandıracaksınız. Hadi oradan! Ya da babamı, ya da başkalarını. Hadi oradan! Millet beğenirse izliyor, beğenmezse izlemiyor. Tıpkı siyasilere gösterdiği tecessüs gibi, millet bir partiyi ya da bir siyasetçiyi beğenirse oy verir, onu iktidara taşır. Beğenmezse yüz vermez, parlamentoya bile sokmaz.

HALK TV İZLEYİCİSİNE ÇAĞRI
Bir sözüm de Halk TV için halkımıza. Bu insanlar en zor günlerde, zaten bir elin parmağı kadar kanalımız, gazetemiz var. En zor günlerde zulümle abad olacağını sananlara teslim olmadı. Evet, Halk TV, onun nezdinde kanallara ve gazetecilere bu gözle, aziz halkımızın, milletimizin bu gözle bakmasını diliyorum. Sizlerin haber alma hakkı için adeta kelle koltukta cesaretle çalıştılar. Onlar sizi nasıl yalnız bırakmadıysa aziz milletim, kıymetli halkım çok önemlidir. Lütfen Halk TV'yi yalnız bırakmayın. Size haber ulaştıran gazetecileri yalnız bırakmayın. Kurum ve kuruluşları yalnız bırakmayın. Özgür karakterinin mesleğini yapan bu insanları yalnız bırakmayın. Haklılığını halktan alan bu kanala her alanda destek olun."

11.53 | İMAMOĞLU SAVUNMASINA BAŞLADI
Dört gün sürecek savunmanın ilk gününde söz alacak olan Ekrem İmamoğlu duruşma salonuna getirildi, duruşma başladı. İmamoğlu savunmasına başladı.

İmamoğlu öğrenim durumu için "yüksek lisans", mesleği için "İBB başkanı" ve adli sicil kaydı için ise "Yok Allah'a şükür" yanıtını verdi.

"GÖRÜNTÜMÜN YAKINLAŞTIRILMASINI İSTİYORUM"
İmamoğlu sözlerine "Öncelikle bugün burada hiç arzu etmediğimiz bir ortamda ülkemizin de aşka hak etmediği bir pozisyonda ve insanlarımızın yüzde 75'inin şiddetle reddettiği bir yargılamanın içerisinde, yine bir yargılamanın adil bir ortamda olması gerekirken Silivri'de bir kampüste, Avrupa'nın en büyük salonunda, gerçekten mimarisiyle ve buradaki tasarımıyla. Ben bu arada kendimin bu şekilde ekranda olmasını uygun bulmuyorum. Görüntümün yakınlaştırılmasını istiyorum. Gerçekten mimarisiyle bir mahkeme salonu değil. Bir mahkemenin bu şekilde tasarlanması hepimizin sırtını yaslayacağı yargının bu şekilde bir kürsü nizamında olmasının doğru olmadığını düşünüyorum. Bu Türk yargısı için üzücü. Yine Silivri'den cezaevinden nakledildim. Kıymetli halkıma sesleneceğim. Dünyada demokrasiyi adaleti takip eden ve demokrasinin yaşaması için mücadele edenlere sesleneceğim. Bu yönüyle hem 87 milyon yurttaşımızı hem de dünyayı bu şekilde düşünen bütün insanlığı sevgi ve saygıyla selamlıyorum" diyerek başladı.

KÜRSÜDEN EŞİ DİLEK İMAMOĞLU'NA SESLENDİ
İmamoğlu, ailelere yönelik dayanışması için Dilek İmamoğlu'na "Dilekciğim, öpüyorum seni. Bir tanesin sen" diye seslendi. İmamoğlu, şöyle devam etti: "Bir buçuk yılı aşkın süredir hukuk mücadelesinde savunma hakkını koruyan hukukçular var. Benimle birlikte bu mücadeleyi veren kendi avukatlarım var. Ama bu mücadeledeki hiçbir hukukçuyu ayırmıyorum. Teşekkür ediyorum. Bütün savunma makamını sevgiyle saygıyla selamlıyorum. Tabii, avukatlarımdan biri benim tutuklu. Avukatımın avukatı gözaltına alındı. Bunlar yaşatıldı bana. Burada başka tutukluların yaşadığı sıkıntılara da gireceğim. Onları da anlatacağım. Ama hatırlatmalıyım ki derin bir hukuksuzluğu yaşadık. Sadece ailelerimiz, çocuklarımız, gençlerimiz, annelerimiz değil; hukukçularımız da baskının muhatabı oldu. Ben hayatımın en ilginç bilgilerini dinledim. Yüzlerce ziyaretçimin bana gelip muhatap oldukları konuşmaları dinledim. Yargı mensuplarının onlara karşı tutumlarını dinledim. Açtım baktım TCK'ya. Böyle bir madde yok. İddia makamını temsil eden bir kişi, bir vatandaşa bile parmak sallayamaz. Bunları okudum ama bunların tam tersini yaşayanlardan dinledim. Buradaki aileler gerçekten çok acı günler yaşadı. Ama en acısı neydi biliyor musunuz? Haysiyet cellatlığı, lekelenmeme hakkının ihlali, masumiyet karinesinin yerle bir edilmesi, soruşturmanın gizliliğinin tamamen tutuklu insanların aleyhine işletilmesi, tutuklu yargılamanın cezalandırma yöntemine dönüştürülmesi."

10.10 | HALK TV'YE ÖZGÜRLÜK SLOGANLARI ATILDI
Saat 10.10 itibarıyla duruşma salonuna girişler başladı. Basında önce turkuaz basın kartı olanlar içeri alındı. Ardından uluslararası basın kartları da giriş için yeterli görüldü.

Salonda sık sık, "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber, ya hiçbirimiz", "Cumhurbaşkanı İmamoğlu", "Hak, hukuk, adalet" ve "Halk TV'ye özgürlük" sloganları atıldı.

Salona girişler sürerken, YENİ Parti lideri Özgür Özel, Dilek İmamoğlu ve Selim İmamoğlu da alana geldi.

Özgür Özel şöyle dedi: "Daha yolun başındayız. Sakın umutsuzluğa kapılmayın, Halk TV'yi de kapattılar demeyin. Halk TV gibi bir yayına katlanamayan, susturayım ki muhalefet sesini duyuramasın, susturayım ki Özgür Özel konuşacak duruma gelmesin diyorsa bir iktidar, o bitmiştir."