ÖZGÜR ÖZEL İKTİDAR MESAJINI YİNELEDİ
TÜRKİYE'DEN HABERLER
3 Temmuz 2026 14:59

Kastamonu'da orman köylüleriyle bir araya gelen Özel, ekonomik sorunlara dikkat çekti, iktidar mesajını yineledi. Özel, "CHP önümüzdeki dönemde iktidar olacak. İktidar yürüyüşümüzü durdurmak için bir yol bulurlarsa biz bir yeni bir yol açacağız" dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel, bir dizi programa katılmak üzere Kastamonu'ya geldi.

Çatören Orman Deposu'nda orman köylüleriyle bir araya gelen Özel, şehrin sürekli göç verdiğine dikkati çekti. Orman köylüsünün yaşadığı ekonomik zorluğa dikkati çeken Özel, "Orman köylüsü borcu borçla kapatıyor" dedi. Özel, orman köylülerinin sosyal güvencesinin bir an önce sağlanması için çağrı yaptı.

"CHP ÖNÜMÜZDEKİ DÖNEMDE İKTİDAR OLACAK"
CHP'nin halkın desteğiyle iktidar olacağını vurgulayan Özel, "Bir siyasi partinin cumhurbaşkanı adayı hapse atılıyorsa, genel merkezine el konuluyorsa, genel başkanı 6 yıl önce yapılan bir seçime döndürülüyorsa yani bir siyasi parti iktidar tarafından lidersizleştiriliyor, adaysızlaştırılıyorsa o siyasi partiden büyük endişe duyuluyor demektir. CHP önümüzdeki dönemde iktidar olacak. İktidar yürüyüşümüzü durdurmak için bir yol bulurlarsa biz bir yeni bir yol açacağız" ifadelerini kullandı.

Özel'in açıklamaları şöyle:

"İktidara yürüyen, mücadele eden bir siyasi partiyi kendilerine tehlike olarak görüyorlar. Biz de buna karşı, buna inat Ankara'da bizi meşgul etmek istedikleri gündem ile boğuşmak yerine, Ankara'dan çıkıp o zorlu günlerden itibaren bugün 18'inci ildeyiz ve geziyoruz, sorunları dinliyoruz, çözüm önerilerimizi söylüyoruz. Yürüdüğümüz yolda kolumuza kim girerse onunla kol kola yürüyüp, sohbet ediyoruz. Hem düşüncelerimizi söylüyoruz, hem de onların düşüncelerini alıyoruz. Bir nevi iktidar yürüyüşünde yolda giderken yönümüzü vatandaş ile birlikte tayin etmeye çalışıyoruz. Bugün Ilgaz Dağları'nın eteklerine geldik. Çok yere gidiyoruz, çok yerde toplantı yapıyoruz ama böyle yeşilin her tonunun olduğu ve o yeşili borçlu olduğumuz, alnının terini ormana damlatan, o ormana hayat veren, ormanda yaşayan, orman ile birlikte yaşayan ve ormanı yaşatan, koruyan insanlarla, orman köylüleriyle birlikteyiz bugün. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum.

Türkiye'de orman köylüsü çok konuşulur, hiç görünmez. Çok konuşulur, hiç sesi duyulmaz. Hiç onun konuştuğuna, söylediğine kulak verilmez. Herkes ezbere konuşur ama orman köylüsünün gerçek sorunlarının dinlemeye, onlarla birlikte olmaya, onlarla sohbet etmeye gelince hep ihmal edilir. Orada bir orman köylüsü var, o kendi halinde ve onun sorunları kimsenin ana gündemi değil. Oysa burası Kastamonu, Cumhuriyet kurulduğunda Türkiye'nin yedi ya da sekizinci büyük nüfusu vardı burada. 328 bin nüfus vardı, şimdi de 380 bin nüfus var. İstanbul'da Sivaslıdan sonra en çok Kastamonulu var. Şimdi bu güzel memleketi bırakıp, başka yere gidiliyorsa bu işte bir sorun var. Türkiye'nin her yerindeki Kastamonulular çalışkan insanlar, dürüst insanlar, başarılı iş insanları, bir yerde bir Kastamonuluyu gördüğünde ondan bir kötülük beklemezsin. Ama Kastamonulu bu kadar güzel bir coğrafyayı, bu dünyanın en güzel ormanlarını bırakıp da buradan gidiyorsa, demek ki biz Kastamonuluyu burada tutamıyoruz. Niye tutamıyoruz, niye göç veriyor? Dönüp oraya bakmak lazım. İlk dikkatimi çeken bilgi şu; orman köylüsünün yaş ortalaması, 58 olmuş. Normal şartlarda bundan 30 yıl önce 38'miş. Yani 20 yaş yaşlanmış. Ormanda, köyde çalışan gence sorduğunda, hemen hemen yüzde 80'i 'Asgari ücretli bir iş bulursam buradan gitmek istiyorum' diyor. Gittiği yer 28 bin lira maaş alacağı, en az sekiz saat çalışacağı, kapalı bir ortamda çalışacağı bir yer. Bırakıp geldiği yer böyle bir cennet. O zaman oturup düşünmek lazım, 'Bu gençler neden ormanda çalışmak yerine fabrikada çalışmayı tercih ediyorlar?' diye. İşte orada ormanın ve orman köylüsünün feda edildiği, rantın ve şirketlerin tercih edildiği bir düzenle karşı karşıya kalıyoruz.

"ORMAN KÖYLÜSÜ İŞÇİLEŞTİRİLDİ"
Birçok konuda ben 'AK Parti'nin kara düzeni' diyorum. AK Parti'nin kara düzeni maalesef ormana da orman köylüsüne de el atmış durumda. Biraz önce Başkan söyledi. En önemli sıkıntılardan bir tanesi 'dikili kesim' dedikleri… Eskiden hepimizin bildiği orman muhafaza memuru var. Orman muhafaza memuru ormanı geziyor, elinde özel bir boyası var ve hasta bir ağacı görürse, yaşlı bir ağacı görürse, seyreltilmesi gereken bir ağacı görürse, orman yangınıyla mücadele için açılması gereken bir koridoru görürse orayı işaretliyor. Orman köylüsü gidiyor, o ağacı kesiyor, o ağacı seyreltiyor, o ağacı sürükleyip getiriyor ve oradan geçimini sağlıyor. Bunun yerine Orman Kanunu'nun 30'uncu maddesinde yaptıkları bir değişiklikle ormanın bir bölümünü beş yıllığına parası olana veriyorlar. Diyorlar ki 'Burası sana ait. Artık orada ormanın menfaati yok, şirketin menfaati var. Ülkenin menfaati yok, şirketin menfaati var. Orman köylüsü diye bir şey yok, artık taşeron işçi var.' O şirket kafasına göre belirliyor, kafasına göre kesiyor, kafasına göre kestiriyor, kafasına göre ücretlendiriyor. Kendisi esas parayı kazanıyor. Orman köylüsünü de işçileştiriyor. Taşeron sistemi getirmiş oluyor. Şimdi bu ormanda bir bereket var, bu ormandan çıkan o bereket bu ormanda yaşayan herkese yetiyor. Burası bir yaşam alanı. Ormanın içindeki ağaca da yetiyor, börtü - böceğe yetiyor, sincaba da yetiyor. Orman köylüsü de oranın yabancısı değil. Oranın içinde yaşayan birisi ve ona da yetiyor. Ama sen bu bereketi ranta çevirir, birine verirsen ormanda çalışan köylüyü de amele haline getiriyorsun. Emeği sömürülen biri haline getiriyorsun.

"ORMAN KÖYLÜSÜNÜN CİDDİ FAİZ BORCU VAR"
Orman köylüsünün sorunlarına bakarken geçen gün bir notta okudum, 'Faiz giderleri var' diyor. Dedim ki 'Ya orman köylüsünün ne faiz gideri olabilir?' Dediler ki, 'Bayağı da var.' Normal şartlarda 'istihkak' diye bir şey var. Bunlar günlük çalışan ve günlük yaşayan, peşin harcayan insanlar. Ama işte giderlerini söylüyor; aracının - gerecinin, kullandığı mazotunu, benzinini… Her türlü harcamasından bahsediyor, 'Bunlar peşin harcayan insanlar' diyor. 'Bunların istihkakını 2,5 - 3 - 3,5 ay geç veriyorlar. Bu sefer arada para bitiyor. Bankaya gidiyor ve nakit avans çekiyor karttan' diyor, 'Yüzde 90 faiz uyguluyorlar. Borcunu kredi kartından ödüyor, birazcık geciktiği zaman faiz uyguluyorlar. Orman köylüsünün borcu borçla kapatmak, kredi kartını borç parayla, krediyle kapatmak gibi ciddi bir faiz yükü var' diyorlar. Tabii insanın yaşamadan… Burada şimdi 'Faiz borcu var' diyorum, orman köylüsü arkadaşların hepsi kafa sallıyor, 'Doğru' diyor. Çünkü böyle bir derdi var buradaki arkadaşın. Bunları görmek, bunların üzerinde uzun uzun çalışmak lazım."

8 milyon dekar ormanın olduğu bir kentteyiz, Kastamonu gibi yerdeyiz. Ama yine bir rakam; yüzde 50'sini madene açmışlar buranın. Şimdi yüzde 67'si orman olan bir yerde yüzde 50'si madene açılmış şehrin. Bu büyük bir katliam demek, büyük bir tehlike demek. Zaten mevcut madenlerin ormanlara ne yaptığı ortada. Uçakla geçerken, helikopterle geçerken ormanların üstünden o maden ruhsatlarının, ormanı nasıl bağrının içine yerleştirildiğini, nasıl oraların kazıldığını, ormanın böyle bağrının içinin nasıl oyulduğu görüyorsunuz. Cumhuriyet tarihi boyunca bin 300 tane ruhsat verilmişken madenlere, Adalet ve Kalkınma Partisi 300 bin tane ruhsat verdi madenlere. Akıl alır gibi değil. Ordu'nun, Giresun'un yüzde 80'i madenlere açılmış. 'Kastamonu'da yoktur' diyorsun, 'Buranın tamamı orman' diyorsun ama buranın da yarısının maden ruhsatlarına açıldığını büyük bir üzüntüyle görüyoruz, büyük bir üzüntüyle takip ediyoruz. Tabii özellikle bu aracıların, dışarıdan birilerinin gelip bu arazileri alıp kafasına göre kesip, kafasına göre seyreltip buradaki insanları çalıştırırken yapılan bazı düzenlemeler de var. Orman Genel Müdürlüğü, ORBİS sistemi var. Bu sistem üzerinde bu 'tamburla çekim' denen, eğimli arazilerde yapılması gereken, yüzde 20'den fazla eğim varsa işçi sağlığı, iş güvenliği açısından aslında zorunlu olan ama yüzde 40'tan aşağı vermedikleri tamburla çekimin bir de sistemde iznini de kapatmışlar. Yani bunun ücretlendirmesini de elinizden almış olmuşlar. Bunun da büyük bir sorun yarattığını bütün arkadaşlarımız bize ifade ediyorlar. Geçmiş zamanlarda ben Manisa'nın yurtlarından biliyorum ki burası gibi tamamı orman olan bir yer değil ama bizim de Yunt Dağımız var. ORKÖY ilk kurulduğunda ne kadar önemli, ne kadar herkesin birden sahiplendiği, kamunun da saygı duyduğu ve destek verdiği, sizlerin de hem dayanışma içinde olduğunuz ve çok istifade ettiniz bir yapıyken git gide zayıflıyor olmasını, payının azalıyor olmasının ve ormandan kazanılan gelirlerin, ormandan elde edilen faydaların, ormandan elde edilen orman dışı faydaların gelirlerinin de ORKÖY'ün, bunun dışında bırakılıyor olmasının büyük sıkıntılar yarattığını görüyoruz.

"RANT ÇEVRELERİYLE ÇALIŞMIYORUZ"
Cumhuriyet Halk Partisi olarak orman köylüsü ile ilgili çok önemli çalışmalar yapan bir ekibimiz var. Hem çalıştığımız yapılar, rant çevreleri değil. Onların istediği düzenlemelerle değil, hem derneklerle, meslek örgütleri ile çalışıyoruz. Ayrıca orman köylüsünü burada olduğu gibi doğrudan temsil eden başkanlarını buluyor; onlarla görüşüyoruz, onlarla konuşuyoruz. Bir kere bu istihkakların 15 günden geç ödenmesinin kanunen yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz. Yani böyle çalıştırıp iki ay - üç ay sonraya vermek yerine 15'inci gün istihkakın en geç ödenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Herhangi bir sebepten gecikmelerde mutlaka gecikme faizinin, nasıl sizin bütün ödemelerinizde oluyorsa gecikme faizinin mutlaka orman köylüsüne ödenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Arazi eğimine, mesafeye, zorluğa göre bölgesel fiyat uygulamaları var. Yani Ankara'da kağıt üzerinde fiyat belirlemek yerine burada ormanın içinde fiyatın belirlenmesi gerektiğini, bu konuda bir ekspertiz sistemi gibi ama kamu görevlilerinin, hakkaniyetli kamu görevlilerinin gelip ormanda hakkaniyetli bir orman fiyat uygulamasının olmasını, buna itiraz mekanizmasının olmasını, yani 'Ben söyledim, bu kadar ödenecek' değil; 'Bu eğimde, bu arazide, bu orman türünde bu işin karşılığı budur' diyebilmenin, hak aramanın, bir kişinin Ankara'da belirlediği ve bütün Türkiye'de uygulanacak fiyatlar yerine yerelde bunların belirlenmesi gerektiğini ifade ediyoruz. En önemli sorun olarak, tabii Türkiye'ye 1970'lerde sosyal güvenliği, sosyal güvenceyi getirmiş bir parti olarak; orman köylüsünün sosyal güvenlik sorununun bir an önce çözülmesi gerekir. Çalışırken işçi gibi çalışıyor ama emekliliğe gelince Bağ-Kur'lu, kendisi ödemek zorunda kalıyor. 'İsteğe bağlı Bağ-Kur ödemesi' dediğiniz zaman işte arkadaşın dediği gibi hiç yok. Neden? Sıra ona gelmiyor ki. İnsan karnını doyuramazken, çocuğunun ihtiyacını, evdeki ihtiyaçları görmeye para bulamazken sosyal güvenlik primini gidip de yatırmaya fırsatı olmuyor. Bunun sonucu güvencesizlik oluyor. Güvencesizliğin sonucu iş kazaları karşısında, sakat kalmalar karşısında ömür boyunca bir ailenin tamamen perişan olması noktasına geliniyor.

Onun için biz orman köylüsü için sigortanın devlet tarafından ödeneceği; zaten biz aracı kurumlar, aracılar gelip de 'Burayı ben aldım kardeşim, burası benim. Benim yerimde çalışacaksın' diyen patron sistemini bitirip kooperatifler üzerinden, sizin kendi yapılarınız üzerinden ormanla orman köylüsünün doğrudan muhatap olmasını ve aradaki bütün aracıların çıkarılmasını… Ormana 'rant' kelimesi yakışmıyor, bunlar ranta çevirdiler. Ormanın bereketinin orman köylüsünde kalmasını savunuyoruz. Sigortanın devlet tarafından yaptırılmasını ki burada kamuda çalışan işçi, asfaltı döken işçi eğer Karayolları Genel Müdürlüğü'nde çalışıyorsa, sigortasını Karayolları Genel Müdürlüğü yatırıyorsa; Orman Genel Müdürlüğü'nün de ormanda çalışan işçinin sigortasını yatırmasını… Elbette verilecek ödemenin içinden sigorta primi kesilir, nasıl başka yerde kesiliyorsa. 7 milyon orman işçisinin olduğu bir yerde, devletin orman işçisini bir meslek olarak görmesini, kamuda çalışan bir işçi olarak sigortasını yaptırmasını ve onun çalıştığı yerin şartlarına göre ücretlendirilmesini, ormanda çalışan işçinin, orman köylüsünün hem sosyal güvence, hem de ailesinin sosyal güvencesi ve emeklilik garantileri olmasını son derece önemsiyoruz.

"ÇİFTİNİN, KÖYLÜNÜN KANUNİ HAKKI GASP EDİLİYOR"
Ayrıca orman dışı orman ürünlerinin önemli bir gelir kapısı olduğunu düşünüyoruz. Bunun için Sencer Başkanımızın ekibinin önemli çalışması var. ORKÖY yapısının güçlendirilmesi, sahiplenilmesinin yanında ormanda orman köylüsü kadınlar için bir kooperatifin ve orman köylüsü olarak çalışan, ormanda çalışan gençler için bir yapının kurulmasının, kadınların özellikle ormandaki yan ürünleri ki Türkiye'nin dört bir yanında belediyelerimizde kadın kooperatiflerimiz var. Ormanda yaşayan kadınların, ormandaki işte mantarındaki defnesine her türlü yan ürünü Türkiye çapında değerlendireceği kadın kooperatiflerinin ve eğer ormanda çalışan bir genci 28 bin lira asgari ücretle sanayiye kaptırmak yerine ormanda tutmak istiyorsak, onun sigortasının da tamamının devlet tarafından hiçbir sosyal güvenlik prim kesintisi yapılmadan ödenmesinin, orman köylüsünün yaş ortalamasının yeniden düşürülmesini planlıyoruz. Türkiye'de tarım konusunda gayri safi milli hasılanın yüzde 1'inin destekleme olarak tarıma ödenmesi şartı var ama geçtiğimiz yıl yapılan bütçede bu para binde 2 olarak, yani yüzde 1'in beşte biri olarak konuldu. Bütçe hakkı dünyada insanlığın en önemli kazanımıdır. Aslında parlamentoların var oluş sebebi bütçe kanunu çıkarmaktır. Bütçe kanununda, kanuna aykırı bir madde koyarak, Türkiye'deki köylülerin, çiftçilerin, ziraatla geçinenlerin, ormanla geçinenlerin hakkının yüzde 80'ini gasp ettiler. Bunların tam olarak ödenmesi, tam olarak karşılanması gerekiyor.

"ESAS HEDEFİMİZ; SÖMÜRÜYÜ BİTİRMEK"
Ümit ediyoruz, iktidar olduğumuzda ki şundan kimsenin şüphesi olmasın. Bir siyasi partinin Cumhurbaşkanı adayı hapse atılıyorsa, genel merkezine el konuluyorsa, Genel Başkanı altı yıl önce yapılan bir seçime döndürülüyorsa, yani bir siyasi parti iktidar tarafından lidersizleştiriliyor, adaysızlaştırılıyor ve kurumsuzlaştırılıyorsa o siyasi partiden büyük endişe duyuluyor demektir. Cumhuriyet Halk Partisi Allah'ın izniyle, sizlerin takdiriyle, önümüzdeki dönemde iktidar olacak. Yok, 'Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu iktidar yürüyüşünü biz durduracağız.' Onlar bunun için bir yol bulurlarsa biz yeni bir yol açacağız. Cumhuriyet Halk Partisi'nin temel ilkesi şudur. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür, Gazi Mustafa Kemal Atatürk şartlar ne olursa olsun mücadeleden vazgeçmeyen, özgürlükten vazgeçmeyen, bu milleti köle olmaktan kurtarıp, güçlü bir halk olması için gerekli mücadeleyi veren kişidir. Gerektiğinde mücadele etmiştir, gerektiğinde mücadelenin safını değiştirmiştir. Gerektiğinde kalkıp Anadolu'ya geçip köy köy gezmiş ve hem Kurtuluş Savaşı'nı örgütlemiş, hem kuruluşu gerçekleştirmiştir. Aynı mantıkla esas hedefimiz sömürüyü bitirmek. Geçmişte nasıl bu ülke istila altındaydı ve bıraksaydık, yedi güçlü devlet gelip burayı sömürge haline getirecekti. Bugün orman köylüsünün emeğini sömürüp, bir takım şirketleri zengin edenler varsa bizim iktidar yürüyüşümüz orman köylüsünü bundan kurtarmak için. Bugün bizim çiftçimizi birilerinin kölesi haline getirmeye çalışanlara karşı bizim bildiğimiz bir şey var; köylü, milletin efendisidir. Ovada yaşayan köylü de milletin efendisidir, ormanda yaşayan köylü de milletin efendisidir. Bunu sağlayana kadar mücadelemizi sürdüreceğiz. Benim sizlerin sorunlarına ilişkin çözüm önerilerimizle ilgili söyleyeceklerim bunlar. Ama bunun dışında sizin yaşadığınız ve bizim bilmediğimiz, söylemediğimiz veya göremediğimiz sorunlar varsa, sizin bize önerileriniz varsa, istekleriniz varsa onların da her birini dinlemek isteriz. Bu Ilgaz Dağları'nın eteğinde, sizin sırtınız ormanlara doğru, bizim de yüzümüz ormanlara doğru. Biz yüzümüzü hiçbir zaman sizden, milletten, doğadan ve bu ülkenin güzelliklerinden ayırmayacağız. Gözünüzün içine baka baka söylüyorum; siz bu ülkenin en önemli sahiplerisiniz. Bu ülkenin güzelliklerini de sizin geleceğinizi de kimsenin çalmasına izin vermeyeceğiz. Söz veriyorum.

Her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Kalktınız, geldiniz, burada bizimle birlikte oldunuz. Kastamonu'nun 3 milletvekili var. Bunlardan bir tanesi Hasan Baltacı'ydı, Meclis'te biraz önce söylediğiniz gibi hem Kastamonu'nun sorunlarını hem orman köylüsünün sorunlarını konuşan tek milletvekiliydi. Sonra çok sevdiğiniz için Kastamonu geri çağırdı onu, belediye başkan adayı oldu. İki kişiden birinin oyunu alarak seçildi. Çok büyük bir teveccüh. Şimdi ilk seçimlerde tabii Hasan Baltacı belediye başkanlığına devam edecek. Biz yine buradan milletvekili çıkaracağız ama 3 taneden biri olunca bu garanti olmuyor. Bir anlaşma yapalım, 3 milletvekilinden en az 2 tanesini bize verirseniz Kastamonu'dan, birine bir şey olursa bile öbürü devam eder yoluna. Hasan Baltacı burada zaten, belediye başkanı, daha iyisi olmaz. Şöyle yaparız, yarın öbür gün ne olur ne olmaz. Kastamonu'dan zaten herhalde şimdiki bakan da var hemşeriniz. Zaten bu ormanla ilgili bir bakan olursa, bu Kastamonu'dan olur. Ama Hasan Baltacı olur, ama Hikmet Bey olur. Bir başka kardeşiniz olur. O zaman anlaşmayı şöyle yapıyoruz. Allah'ın hakkı üçtür. Bak iki CHP milletvekili Kastamonu'dan söz mü? Bir tane de bakan benden size, söz. Üç oldu. Çok teşekkür ediyorum, orman köylüleri ile birlikte şu Ilgaz Dağı'nı arkamıza doğru alıp bir fotoğraf çektirirsek, biz bu gazla çok çalışırız."

"BİZİ BU YOLDAN KİMSE ÇEVİREMEZ"
Özel, programının devamında esnaf ve yurttaşlarla bir araya geldi.

Seçildikleri günden bu yana sokakta, yolda olduklarını kaydeden Özel, "Yol, yolculardan uludur yolcunun kendinden de uludur. Yeter ki yol doğru olsun. Bizim yolumuz hak yoludur, eşitlik yoludur, kardeşlik yoludur. Bizim yolumuz siyasette iktidar yoludur. Bizi bu yoldan kimse çeviremez" şeklinde konuştu.

Ekonomik sorunlara dikkati çeken Özel, şöyle devam etti: "Eğer ki 28 bin lira sefalet maaşıyla geçinmek zorunda olan emekçinin sesini duymazsak, ona iktidar yolunu açmazsak, esnafın sesini duymazsak, köylünün, ormancının sesini duymazsak, gençlerin sesini duymazsak ne kıymeti var koltuğun, ne kıymeti var binanın, ne kıymeti var orada oturmanın?"

Özel'in buradaki açıklamalarının tamamı şöyle:

"Bugün programımız Kastamonu'da. Sabahleyin geçmişte Meclis'te sesleri Hasan Baltacı tarafından çok duyurulan ama bugünlerde kendilerini sahipsiz hisseden Kastamonu'nun orman köylüleri ile birlikte başladık güne. Sonra çarşı ziyaretimizi, esnaf ziyaretimizi sağ olun, teveccühünüzden yoğunluktan dolayı gerçekleştirmeye çalıştık olabildiğince. Giremediğimiz esnaflar hakkını helal etsin. Çayı hep birlikte içtik ve bence bu topraklar üzerindeki en anlamlı camilerden bir tanesi, Nasrullah Camii'ndeki ki burada Mehmet Akif Ersoy bu camide vaaz verirdi ve İstiklal Marşımız ilk kez bu camide, bu cami cemaatine okundu, Kastamonu'ya okundu. Bu camide bir cuma namazı kılmak şadırvanından bir su içmek, adetimiz Kastamonu'ya geldiğimizde. Yıllar önce şadırvandan su içince dediler ki 'Ya yedi yıl sonra bir gelirsin ya da yedi kere daha gelirsin.' Ben herhalde yedi kere geldim ama 70 kere gelsem size doyamam. Sağ olsun basın ilgi gösteriyor, sağ olsun cemaatimizle cumayı birlikte kıldık. Siz burada böyle bir karşılama yaptınız, eksik olmayın. Burada söyleyeceğim şey şu; iyi dileklerinizi duyuyorum, güzel sözlerinizi duyuyorum, dualarınızı duyuyorum. Yolumuzu kesip dua eden annelerimize, büyüklerimize minnettarım. Bizim yolculuğumuza yoldaşlık eden herkese minnettarım. Gençlerimizin heyecanının farkındayım.

"BEŞ EMEKLİ BİRARAYA GELSE YİNE YOKSUL"
Herkes şunu bilsin ki bugün Cumhuriyet Halk Partisi'nde yaşananlar partide, partinin içinde yaşanan bir mesele değil. Öyle olsa partinin tamamı hepsi bir tarafta olmaz, bütün il başkanlarımız bir tarafta, bütün ilçe başkanlarımız bir tarafta. Parti içinde bir mesele yok. Olan bir mesele varsa Cumhuriyet'in en büyük kazanımı olan sandık, istediğini seçip istediğini seçmeme hakkı, ülkeyi kimin yöneteceğine karar verme hakkı ve Recep Tayyip Erdoğan'la Cumhuriyet Halk Partisi arasında da değil, dava Recep Tayyip Erdoğan'la milletimiz arasında. Emekliler burada, diyorlar ki, 'Emekliye bütçe ayırın.' 20 bin lira emekli maaşı ya ev kirasına yetiyor ya karnını doyurmaya. Eve yeterse aç kalıyorsun, evde kalırsan aç kalıyorsun, karnını doyurursan sokakta kalıyorsun. Şimdi zam zamanı geldi, 'Efendim 23 bin 500 bin yapalım, bu emekliye yeter.' Bu sefalet maaşı emekliye yetmediği gibi Türkiye'nin açlık sınırı 115 bin lira olmuş. Beş emekli bir araya gelse, dördü açlıktan ölse, maaşı beşinciye verse beşinci yoksulluktan anca kurtuluyor. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor, yoksulluktan kurtulamıyor. Asgari ücret 28 bin lira. Bu insanlar bu maaşla ev kirası ödeyecekler, çocuk büyütecekler, çocuklarını doyuracaklar, giydirecekler, okula yollayacaklar, evin bütün masrafını görecekler. Biz yıllardır itirazı emekliden yana yaptığımız için, emekçiden yana yaptığımız için, alın terini savunduğumuz için, orman köylüsünü savunduğumuz için, gençlerin umutlarını yeniden yeşertmek istediğimiz için ve seçildiğimiz günden beri sokakta olduğumuz için, yolda olduğumuz için… Yol ki yolcudan uludur, yol yolculardan uludur, yolcunun kendinden de uludur. Yeter ki yol doğru olsun. Bizim yolumuz hak yoludur, eşitlik yoludur, kardeşlik yoludur. Bizim yolumuz siyasette iktidar yoludur. Bizi bu yoldan kimse çevirmez.

"MESELE, MİLLETLE TAYYİP ERDOĞAN'IN ARASINDA"
Onun için mesele bizim aramızda değil. Mesele, milletle Tayyip Erdoğan'ın arasında. Mesele, iktidarı değiştirmek isteyen milletle, 'Hayır seçimle geldim ama seçimle gitmek istemiyorum' diyenler arasında. Onun için biz buna itiraz ettik, biz buna karşı mücadele ediyoruz. Buna karşı yola düştük, yolumuz bugün Kastamonu'dan geçti. Kastamonu ki bu ülke kurulduğunda ülkenin yedinci büyük vilayetiydi. Cumhuriyet tarihi geçti üstünden, 103 yıl sonra neredeyse aynı nüfusta. İstanbul'da Sivas'tan sonra en çok Kastamonulu var. Bu güzel şehir, herkesin gelmeye can attığı bu şehir sürekli göç veriyor, sürekli zayıflıyorsa bu şehir hak ettiğini almadığındandır. Biz Kastamonu'da yıllar sonra partimizin bir evladını siz çok istediniz diye belediye başkanı adayı yaptık. Belediye başkanımız, Hasanımız, sizin Hasanınız, sizin Hasan iki kişiden birinin oyunu alarak 35 yıl sonra burada belediyeyi aldı. Bugün buraya sandığı koyalım üç oyun iki tanesini alacak. Üç oyun iki tanesini. Bizim burada Hikmet Erbilgin benim siyaseten değişim için yola çıktığımızda ilk kol kola girdiğimiz arkadaşlarımız. Hikmet Erbilgin. Üç tanecik kadın il başkanımız var. Birisi memleketim Manisa'da, kardeşim. Bir tanesi de burada kardeşim. 20 ilçemiz var, hiçbirini birbirinden ayıramayız. Hepsi birbirinden kıymetli. Hepsi sonuna kadar partideki değişimi de desteklediler, şimdi ülkedeki değişim için hep birlikte gayret gösteriyorlar. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde verdiğimiz mücadeleyi sonuna kadar, hukuken, siyaseten sürdüreceğiz. Bütün yolları kaparlarsa kimse korkmasın, emekliler de korkmasın, dua eden teyzem de korkmasın, emekçiler de korkmasın, esnaf da korkmasın, gençler de korkmasın. Ya bir yol bulacağız, ya yeni bir yol açacağız. Bizim yolumuz iktidar yolu, yolumuz yeni bir yol. Bu yeni yol, gençlerin yeni yolu. Bu yeni yürüyüş, emeklilerin iktidara yürüyüşü. Yıllarca elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş emeklilere dünya tarihinin en büyük vefasızlığı yapılıyor. Eskiden 8 çeyrek altın alan emekli maaşı 2 çeyrek altın alıyorsa emekli o sandığa gelecek, bu kara düzeni değiştirecek. Başka yolu yok.

Eğer ki 28 bin lira sefalet maaşıyla geçinmek zorunda olan emekçinin sesini duymazsak, ona iktidar yolunu açmazsak, esnafın sesini duymazsak, köylünün, ormancının sesini duymazsak, gençlerin sesini duymazsak ne kıymeti var koltuğun, ne kıymeti var binanın, ne kıymeti var orada oturmanın? Kastamonu'yu binada oturarak kazanmadık. Kastamonu'yu, sokakta el sıkarak, vatandaşı dinleyerek, vatandaşa sorarak, vatandaşa, onun sorununu nasıl çözeceğimizi anlatarak kazandık. Türkiye'nin yüzde 65'ini 50 yıl sonra kazandıysak bunu oturarak kazanmadık, çalışarak kazandık. Ve Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurulduğu günden sonra ilk kez yendiysek, geride bıraktıysak anketlerde hep birinci isek bugün de birileri niye yapar bilmem, ne istiyorsun, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisi. Şunu söyleyeyim, bilene bilmeyene, Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisidir. Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. İlk kurultayı da Sivas Kongresi'dir. Sivas Kongresi, bizim ilk kurultayımızdır. İkinciyi yaparken Atatürk'e demişler, 'birinci' diye söylemişler, 'ikinci' demiş. 'Birinciyi Sivas'ta yapmadık mı?' demiş 1919'da. 'Sivas'ta yaptık birincisini.' Övüne övüne ilk iş yazdım oraya. Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisi. İlk girdiğim seçimde de söz verdiğimiz gibi Türkiye'nin birinci partisi yaptık. Bundan sonra da biz varsak partinin başında, bir daha ikinci olmaz, bir daha yenilmez. Biz, yenilgiyi kabul etmeyen, biz, kaybetmeyen, biz, kazanmak için çalışan, biz, kazanırsak emekleriniz için ve çiftçinin de gençlerin de kadınların da kazanacağını bilenleriz. O yüzden bir daha söylüyorum, kurulduğu gün gibi son seçim gibi bugün de Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye'nin birinci partisidir.

"DURMAYACAĞIZ, YÜRÜMEYE DEVAM EDECEĞİZ"
Böyle bir günde, böyle güzel bir günde bu sürpriziniz için, bu güzelliğiniz için teşekkür ederiz. Değerli Kastamonulular, Cumhuriyet'in kalesi burası. Buraya gelen, buradan güç alır gider. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 'Bir gözüm Sakarya'da, Polatlı'da, kulağım Kastamonu'da İnebolu'da' diyordu. Buradan, sizden gördüğümüz yakın ilgiyle aldığımız cesaretle güçle yarın Zonguldak'a, öbür gün İstanbul'a, öbür gün Adana'ya, öbür gün Niğde'ye… Durmadan yürümeye devam edeceğiz. Benimle birlikte yürümeye var mısınız? Var mısınız? Söz olsun, and olsun ki bu yolun sonu iktidardır. Birlikte yürüyeceğiz. Hepinize saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun."