NELER YAPTINIZ SİZ VE EKİBİNİZLE GÖRÜŞEMEDİĞİMİZ SÜREÇTE? YENİ BİR ALBÜM YAYINLADINIZ, YAZARLIK VE EDİTÖRLÜK KARİYERİNİZİ SÜRDÜRDÜNÜZ...
İki buçuk senedir neredeyse hiç durmadan “Sobe” albümünün üzerinde çalışıyorum. Bu albümün tabi şöyle bir farkı var, prodüktörlüğünü de sevgili arkadaşım Cem Sarıoğlu ile beraber üstlendik. Dolayısı ile işin prodüksüyon kısmında da olmak benim için güzel bir deneyim oldu, tabi zor da oldu çünkü prodüksüyon bambaşka riskler taşıyor. İşin sounduna karar vermek, hani müzisyenlerde hep şöyle bir korku olur ya, “tutar mı tutmaz mı, hangi şarkı, o mu bu mu olsa”, işte bu soruları olabildiğince az düşünmeye çalışarak, çünkü müzisyenlik tarafı çok önemliydi, ikisini bir arada götürmeye çalıştık. Sonunda çok da içime sinen bir albüm yapmış olduk.
PEKİ MÜZİK (TEKNOLOJİK ANLAMDA) YAZARLIĞININ BU ALBÜME KATKISI OLDU MU ?
Tabi albüm sürecinde bir yandan da müzik teknolojileri üzerine çıkardığımız Sound dergisinin editörlüğünü yapıyorum. O da işin teknik tarafı, müziğin nasıl üretilebileceğine dair bir dergi, dolayısı ile bunu uygulamalı olarak hem kendi üzerimde çalışma hem de dergi de bunu ifade etme şansı buldum.
ALBÜMÜN MASTRERING’İ İÇİN DÜNYACA ÜNLÜ BİR MÜHENDİS İLE ÇALIŞTIĞINIZI DUYDUK. ANDY JACKSON İLE NASIL BİR ARAYA GELDİNİZ ?
Tabi benim için “Sobe” de şöyle de bir güzellik var. Pink Floyd’un ses mühendisi, masteringlerini yapan kişi ile çalıştık. Andy Jackson ile çalışmak muhteşem bir deneyim oldu benim için. Pek çok şarkının masteringini o yaptı. Mix mühendisimiz Özhan Tunalı’nın önerisiydi. Bu şarkıları Andy Jakson’a göndermeye ne dersin dedi. Tabi bu benim için çok heyecan verici bir olaydı. Ben neden kabul etsin dedim. O da onun enteresan şeyleri sevdiğini sesimin tınısı ve gırtlak yapımın ona enteresan gelebileceğini söyledi. Dolayısı ile denemekten ne çıkar dedik, denedik ve Andy Jakson kabul etti. Çok sevindik, havalara uçtuk adeta. Hakikaten onun büyülü bir soundu var. Onun elinin dokunması benim için çok büyük bir gurur oldu. Normalde albüm kabul etmiyor ve zaten ücreti de karşılayabileceğimiz bir durumda değil. Bize bir jest yaptı, çok mütevazı çok tatlı bir insan. “Sobe” o yüzden de ayrı bir yer taşıyor benim için.
GÖRÜYORUZ Kİ, KARİYERİNİZİN BAŞKA ALANLARINDA DA TAKIM ÇALIŞMASI YAPTIĞINIZ CEM SARIOĞLU’NUN BESTELERİ VAR BU ALBÜMDE !
Bu albümde ilk albümden farklı olarak kendi beste ve sözlerimin yanı sıra Cem Sarıoğlu’nun da besteleri var, doğru. Bu benim için bir yenilik oldu çünkü ben hayatım boyunca, insanların kalıplardan kurtulmasını, o baskıcı unsurları ötelemesini, insanın o özgür iç sesini tekrar ortaya çıkaracak güçlere sırtını dayamasını önermişimdir. Fakat bir baktım ön yargılara karşı dururken aslında bir ön yargım var; sadece kendi bestelerim ve sözlerimi okurum diye. O sebeple Cem’in de bestelerini koyduk albüme. “Sobe” de zaten şunu anlatıyor, insanın bütün bu karmaşa ve gürültü arasında, bütün bize söylenenler, sorumluluklarımız, yapmamız gerekenler ve unuttuğumuz o iç benliğimiz, çocukluğumuz var ya, işte onu tekrar sobelemeyi anlatıyor aslında. Çünkü aslında biz hakikaten şu anda olduğumuz kişi değiliz, çok baskı altındayız çocukluklarımızdan beri. Ailemizin, okulumuzun ve iş hayatımızın yönlendirmeleri, sabah 9:00 akşam 17:00 çalışma saatleri, akan arabalar, yollar, trafik... İşte “Yollara Düşsem”de de bunu anlatıyor aslında. Keşke yollara düşsek şehri terketsek, keşke yapabilsek....
ÇIKIŞ PARÇANIZDAN BAHSEDELİM BİRAZ.. DUYDUĞUMUZA GÖRE SEVENLERİNİZ BİRAZ ŞAŞIRMIŞ SİZDEN BÖYLE NEŞELİ ŞARKILAR DUYUNCA ...
“Yollara Düşsem” çok neşe dolu bir parça. İlk albümde biraz daha melankolik bir tavrım vardı, “Yollara Düşsem” ile çıktığımda biraz şaşırdı bir kesim ama Aydilge’nin bir çok yüzü var ve stereo tiplerden her zaman çok sıkılırım, hepimizin içinde binlerce insan var, büyütmek çoğaltmak lazım diye düşünüyorum. Ne kadar insana ulaşırsam da o kadar çoğaldığımı düşünüyorum. Bu bunun için çok büyük bir fırsat, neden hep aynı kişi olayım ki. Dolayısı ile dinamik bir parça ile çıkmak istedim ama ülkemizde farkettiğim bir şey var, neşeli olmak sanki biraz sığ olmak ve entellektüellikten uzaklaşmak gibi algılanıyor. Asık suratlı olmamak, yüzünün gülmesi derin düşünemediğin anlamına geliyormuş gibi geliyor, böyle bir algı var, arabesk ve mutsuz olmayı da seven bir yanımız var ama tüm bu kötülükler karşısında mutlu olmak daha zor ve olması gereken şey değil mi, daha çok çabalamak. Bu depresifliği insanlara yayıyorsak, bu en kolay şey çünkü bu sıkıntının arasında da senden beklenen de zaten bu. Buna karşı direnip mutluluğu korumaya çalışmak asıl marifet olsa gerek. “Yollara Düşsem”, bir şeylerin farkında bir şarkı. Kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir kadın var ve bir takım sıkıntıları var ama bunları ajite ederek anlatmak yerine, ayağa kalkıp, ben birşeyleri değiştirmeye hazırım, yola çıkma zamanı diyor. Çünkü o güç hepimizde var...
KLİPTE UÇMAK SİZİN FİKRİNİZ MİYDİ ?
Aslında ortak çıktı fikir. Özgürlük deyince akla ilk uçma fikri geliyor. Yer çekimine karşı koymak dünyanın en büyük gücü, seni aşağı çeken birşey var ve sen ona karşı çıkıyorsun. Uçarak karşı çıkıyorsun. Fikir hep aklımda vardı ama klipteki şekli ile Ceyda Balaban’ın, yönetmenimizin aklına geldi. Ben çok sevindim; yaşasın, ne güzel uçacağım diye ama bana başıma gelecekleri söylemediler. Meğersem ben bir vinçe bileklerimden, midemden, heryerimden bağlanacakmışım. Özgür olmaya kalkarken baya bir bağımlı oldum anlayacağınız çekimlerde. Çok canım yandı heryerim morarmıştı ve ertesi günü ağrı kesicilerle geçirdim. Sekiz saat asılı kaldığım, kollarımdan, bacaklarımdan çekildiğim için canım çok yandı. Sürekli gülmem gerekiyordu buna rağmen ama olsun dayandım çok güzel bir klip oldu sonunda. Ben böyle esprili olmasını istiyordum. Biraz neşelenmek, biraz gülmek lazım. Evet tamam herşeyin farkında olmak lazım ama gülebilmek de lazım.
KONSERLERİNİZ OLACAK MI YAKIN ZAMANDA? LANSMAN TARİHİNİZ BELLİ Mİ?
Daha çok kısa bir zaman oldu albüm çıkalı. Henüz konser vermedik ama tabiki konserler çok önemli çünkü ben sahnede çıldırıyorum. Sahnede benden başka benler çıkıyor. Tamamen meditasyon oluyor, bambaşka bir dünyaya gidiyorum, unutuyorum kendimi, başka bir bilinç düzeyi diye düşünüyorum, unutuyorum ben kendimi. En büyük hedefimiz bu albümü konserlerde tanıtmak. Onu da en güzel şekilde sahne gösterileri ile yapmaya çalışacağız. Türkiye’de ne yazık ki sahne gösterisi de tam anlamı ile oturmadı ama biraz o yanımız yok galiba okullardan kaynaklı. Ben şöyle düşünüyorum tamam yaptığın müzik kaliteli olsun, sözlerin güzel olsun ama başka birşeyler daha olsun ekstra olarak. Önemsiz olsa Madonna da şarkısını söyler giderdi.
SEVENLERİNİZİN GERİ DÖNÜŞLERİ NASIL OLDU ALBÜMÜN TAMAMI İLE İLGİLİ? İLETİŞİMİNİZ NASIL SEVENLERİNİZ İLE?
Fan’larım inanılmaz. Çok mutluyum onlarla ilgili. Hem şarkı hem kliple ilgili çok güzel tepkiler alıyorum ve fan kitlemle de sürekli iletişimdeyim. Fan kitlesi demek istemiyorum biraz irite ediyor bu laf. Ben onları, müziğimi paylaştığım insanlar olarak görüyorum. Onlar bana hayran, ben onlara hayranım anlayacağınız. www.aydilgefan.com’a herkesi bekliyorum. Orada çok güzel yazışmalar yapacağız beraber.
TEŞEKKÜR EDİYORUZ BU GÜZEL RÖPORTAJ İÇİN !
Ben sizlere teşekkür ediyorum...

